CHP’nin TÜSAK sempozyumunda yaptığım konuşma

20140427_111154

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, TÜSAK hakkında şimdiye dek yaptığı az sayıdaki konuşmasının hepsinde ülkemizde ödenekli sanat kurumlarının işleyiş yapısından şikayet edip bu yapıyı ‘Sovyetik sistem’ olarak adlandırdı. Sayın Bakan devletin sanat kurumlarına sahip olması ve onları işletmesi bağlamında bu nitelendirmede bulunuyor ve ayrıca ‘memur sanatçı’ kavramına atıfta bulunuyor. Ama bu takdirde Almanya, Avusturya, Fransa gibi, devletin ödenekli sanat kurumlarına sahip olduğu ve bütçeden her yıl onlara önemli kaynaklar aktardığı ülkelerdeki yapılanmayı da mı ‘Sovyetik sistem’ olarak nitelendireceğiz?

Sanırım buradaki sorun, ödenekli sanat kurumlarına ‘kamu iktisadi teşebbüsü’ gözüyle bakılmasından kaynaklanıyor. Böyle bakıldığında, ekonomik gerekçelerle yapılan yüzlerce özelleştirmeden bu kurumlar neden ayrı tutulsun, bunların ayrıcalığı mı var şeklinde bir bakış açısı geliştirildiği anlaşılıyor. Bir ülkenin ödenekli sanat kurumlarına sahip olmasının onu modern dünyada ayıplı veya anakronik bir statüye sokmadığının anlaşılması gerekiyor. Öyle sahne sanatları vardır ki, bunlara düzenli ödenek tahsis etmeden, güvenli bir gelecek vaat etmeden, sezon düzeneğinde çalıştırmadan icra edemezsiniz. Kar-zarar mantığıyla, şu kadar yatırmışız karşılığında bu kadar kazanmışız biçimindeki düz ekonomik mantıkla bu sanatları hiçbir ülkede yaşatamazsınız. Opera-bale-dans-koro-senfoni orkestrası böyle sanatlardır.

20140427_115139

Tabi devlete bağlı olsalar da tüm sahne sanatları kurumları ödeneklerini, ellerindeki tüm enstrümanları akıllıca kullanıp zarar etmemeye odaklanarak veya kimi özel durumlarda zararı en aza indirmeye çalışarak harcamalıdır. Ama Türkiye gibi, pek çok coğrafi bölgesinde hala yetersizliklerin yaşandığı, gelişmekte olan bir ülkede bu hedefi gerçekleştirmek mümkün olmayabilir. Türkiye’de devletin sanatı ve sanat kurumlarını doğrudan desteklemesinin taşıdığı hayatiyet kesinlikle sona ermiş değildir. Hele opera-bale-dans-koro-senfoni orkestrası gibi sanatların devletin dışındaki özel ve sivil girişimler tarafından üstlenilmesini beklemek mümkün değildir. Özel ve sivil girişimler sanatın bu alanlarında devletin yerini alacak seviyede değillerdir. Evet Türkiye’de liberalizmin gelişmesiyle birlikte özel teşebbüs ortamının güçlendiği ve bu teşebbüslerin özellikle son 20-25 yıl içinde sanat destekçiliği ve hamiliği alanında epeyi mesafe kat ettiği bir gerçektir. Ama bu gelişmiş özel sektörün dahi altından kalkamayacağı işler vardır ki onların başında opera-bale-dans-koro-senfoni orkestrası gelmektedir. Bu alandaki kimi başarılı örneklerin varlığını biliyor ve onlarla gururlanıyoruz ama ufkumuzu bu bağlamda yalnızca büyük şehirlerle sınırlı tutmamalı, geniş Türkiye coğrafyasını ve bu coğrafya üzerinde yaşayan milyonlarca Türk insanının da nitelikli sanat ürünlerine ulaşması hakkını göz önünde tutmalıyız.

Hükümetin bu konuda -yanlış biçimde- örnek aldığı İngiltere’de başarılı biçimde yönetilen sanat kurumlarının düzenli destekler, bağışlar ve bilet gelirleriyle hükümetten bağımsız yaşayabilecekleri bir ekonomik ortam mevcuttur ama gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye’de böyle bir ortam yoktur. Bu örnek alma şu açıdan da talihsizdir: İngiltere, sanatın kamu kaynaklarınca en az desteklendiği gelişmiş ülkelerin başında gelmektedir. Bu manada Almanya, Avusturya, Fransa gibi Türkiye’nin kuruluşundan itibaren örnek aldığı kıta Avrupası ülkeleriyle kıyaslanmasına imkan yoktur. Arts Council’in kurulmasının üzerinden yaklaşık 70 yıl geçmiş olmasına rağmen İngiltere’de hala sanat etkinliklerinin halkın vergileriyle karşılanmasının doğru olmadığını savunan, belli bir yüzdede tutulan devlet desteğini bile sanata çok gören liberal zihniyet güçlüdür. Bu tartışmanın hiç dinmediği İngiltere’de 2012 yılı sonunda medyada ciddi tartışmalar yaşanmıştır. O sırada BBC’nin Sanat Editörü Will Gompertz Arts Council’ın gereksiz bir kurum olduğunu ve kaldırılması gerektiğini savunmuştur. Gompertz savunmasında İngiltere’de nüfusun sadece yüzde sekizinin operaya, baleye, klasik müzik konserlerine gittiğini ve bu insanların çoğunun da büyük şehirlerin zengin muhitlerinde yaşadığını yazmıştır. Tartışmaya sonunda Arts Council Direktörü Peter Bazalgette de müdahil olmuş ve başında olduğu kurumun İngiliz sanat dünyası için gerekliliğini savunmak zorunda kalmıştır. İşte örnek alınan İngiltere ve hali pür melali budur.

20140427_122651

Günümüzde Türkiye gibi gelişmekte olan doğulu ülkelerin birbirleriyle giriştikleri global ölçekteki yarışta kültür ve sanat alanlarının başlıca enstrümanlarını kullandıklarını görüyoruz. Ekonomi, bilim, teknoloji, sağlık, eğitim alanlarındaki rekabetin yanına tüm görkemi ve saygınlığıyla kültür sanat alanında ortaya konulan hamleler yerleştiriliyor. Orta Asya Cumhuriyetleri ve körfez ülkeleri global düzlemde insanlığın ortak zenginliği olan bu sanatlarda yaptıkları altyapı yatırımlarıyla dikkati çekiyor ve seçkinlik kazanmaya çalışıyorlar. Türkiye ise asırlık sanat kurumlarını kapatma yoluna gidip sanat üretimini özelleştirme adı altında ticarileştirmeyi seçerek bu global yarışta ben yokum diyor, kültür ve sanat alanındaki üretimiyle seçkinleşmek yolunu terk ediyor.

Mevcut ödenekli sanat kurumları asla kapatılmayıp yapı ve işleyiş bakımından kapsamlı revizyona tabi tutulmalıdır. Kadrolar şişkinlikten kurtarılmalı, kaynakların verimli kullanılması sağlanmalıdır. Devlet, kendisine bağlı sanat kurumlarının özel sermaye tarafından çeşitli enstrümanlarla daha fazla desteklenmesi için gerekli olan yasal mevzuatı oluşturmalı ve özendirmede bulunmalıdır. Devletin kaynaklarının yeterli gelmediği noktada özel sermaye devreye mevzuat engelleriyle karşılaşmadan rahatça sokulabilmelidir. Özel sermayenin ödenekli sanat kurumlarını desteklemesi için daha fazla olanak yaratılmalıdır. Örneğin, opera-bale kurumlarımızın ve senfoni orkestralarımızın programladığı sezonların ve turnelerin destekçi özel firmaların isimleriyle anılmaları özendirici olacaktır. Bu politika ülkemizde şimdiye dek geçerli olan sanat destekçiliği türünün dönüşüme uğramasına yol açacaktır. Böylece özel teşebbüslerin gereksiz yükler altına girip isimlerini verdikleri orkestralar, festivaller kurup beslemelerinin önü alınacak, akıtılmakta olan ciddi manadaki kapital ödenekli sanat kurumlarının kasasına girecektir.

Ödenekli sanat kurumlarının mevcut yapısında reorganizasyona gidilmesi, kaynak israfının önünü alacak bir önlem olarak düşünülebilir. Avrupa’da pek çok şehirde karşımıza çıkan, bir şehirdeki senfoni orkestrasının aynı zamanda o şehrin opera-bale kurumunun da orkestrası olması anlayışı Türkiye’de de yerleştirilebilir. Ülkemizde şu anda 6 ilimizde opera-bale kurumu ve yine 6 ilimizde senfoni orkestrası ayrı varlıklar olarak yaşamını sürdürmektedir. Coğrafi açıdan birbirine yakın illerimizde de aynı türden bir uygulamaya gidilerek opera-bale kurumu ve senfoni orkestrası birleştirmelerine gidilebilir.

Ödenekli sanat kurumunun kadrolu üyesi olmuş bir sanatçının sonraki yıllarda performans ölçümüne tabi tutulmadan emekli olana kadar aynı kurumda çalışma hakkına sahip olması, yeteneği ve ortaya koyduğu başarı ne olursa olsun tüm sanatçıların eşit konumda değerlendirilmesi, günümüzün her açıdan rekabetçi ortamında geçerliliğini çoktan yitirmiştir.

10314749_10152179434139164_8369723866861407558_n

Devlet kuracağı Özerk Sanat Konseyi eliyle, sivil inisiyatifler tarafından ülkemizin her köşesinde güç koşullarda ortaya çıkarılan nitelikli sanat etkinliklerine destek olmalıdır. Özel sektörün güçlü olmadığı, güçlü olduğu yerlerde ise kültür-sanat destekçiliği bilincine henüz ulaşamadığı uzak coğrafyalarda bu destek türü yaşamsal önemdedir. Türkiye’deki eğitimli sahne sanatçısı sayısı son 20 yıl içinde hiç olmadığı kadar yüksek bir seviyeye ulaşmış bulunuyor. Bu nüfusun ülkenin büyük şehirlerine göç etmelerine gerek kalmayacak biçimde, yaşadıkları coğrafyalarda sanat toplulukları kurup onları yaşatmalarını desteklemek, devletin elindeki birden fazla enstrümanla gerçekleştirebileceği önemli bir işlevidir. Özerk Sanat Konseyi Afyon’un Dinar ilçesinde yerel belediye ve üniversitenin işbirliğiyle her yıl yapılmaya çalışılan Marsyas Kültür Sanat Festivali, Afyon caz ve klasik müzik festivalleri veya Adıyaman Filarmoni Orkestrası gibi zorlu bir coğrafyada sanatı sevdirmeye çalışan sivil inisiyatifleri desteklemek için kullanılmalıdır. Konservatuvarlarımızdan her yıl binlere genç mezun olmaktadır. Bu gençlerin bir araya gelerek oluşturacakları sivil inisiyatifler ülkenin her köşesinde kuracakları orkestralar-korolar, yaşama geçirecekleri festivaller için Özerk Sanat Konseyi’nin desteğine ihtiyaç duyacaklardır.

Ödenekli sanat kurumlarımızın kapatılmasını 12 Eylül askeri darbesini yapanların siyasi partileri kapatmalarına benzetiyorum. Tıpkı o partilerin birkaç yıl sonra yeniden açıldığı gibi -eğer bu kapatma gerçekleşecek olursa- sanat kurumlarımız da günü geldiğinde işbaşına gelecek başka iktidarlar tarafından mutlaka yeniden açılacaktır diye umuyorum. Ama o geçen zaman içinde, maddi ve manevi kayıplarımızın neler olacağını sizlere anlatmaya gerek bile olmadığını düşünüyorum.

27 Nisan 2014, Pazar / Plaza Otel, İstanbul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>