Romen soprano Angela Gheorghiu, D-Marin Turgutreis Klasik Müzik Festivali’nin açılış konserinde sıkıntılı günleri geride bıraktığını gösterdi.

Roberto Alagna’dan boşanmak Angela’ya yaramış… Angela Gheorghiu’yu D-Marin Turgutreis 9. Klasik Müzik Festivali’nin açılış konserinde Ramon Tebar yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde izlediğim sırada hep bunu düşündüm. Sahneye her girip çıktığında avucunu sıkıp açarak izleyiciyi selamlaması, son derece rahat, hatta kimi zaman abarttığı mimik ve jestleri, dansları, sohbetiyle ‘Angela birikmiş stresini atıp da Bodrum’a gelmiş’ dedirtti.
Romen soprano Angela Gheorghiu’nun icracılığını öteden beri beğenmişimdir. Kendi kulvarında son 20 yılın en iyi iki ya da üç kadın opera şarkıcısından biri olduğu görüşündeyim. 1995 yılında Georg Solti’nin keşfedip Decca’dan çıkan o meşhur La Traviata kaydında Violetta’yı söyletmesinden itibaren 90’ların sonu-2000’lerin sonu arası primadonna’lığına soyunduğu iddialı yapımları sadık bir ilgiyle takip ettim. O yıllarda söylediği Mimi, Magda, Juliette, Marguerite rolleri, zamanla Gheorghiu’nun imza rollerine dönüştü. Fiziksel güzelliği, sahne karizması ve oyunculuk gücü benzersiz sesiyle her buluştuğunda Gheorghiu aşılmaz oluyordu. Onun ardından ünlü olan gençlere bakınca 48 yaşındaki Gheorghiu’nun cazibesinden hiçbir şey yitirmeyen fiziği, binbir renge bürünebilen o karakteristik sesiyle kendi kulvarında hala ‘bir numara’ olduğu söylenebilir.
Violetta’nın ardından 2000’li yılların ortasında Tosca gibi çok zorlu bir spinto rolde dinledik Gheorghiu’yu ve yine çok sevdik. Fransız repertuvarına ‘eş durumu’ndan girdi ama o kulvarın da en iyilerinden biri oldu. Massenet’nin Manon ve Werther, Gounod’nun Romeo et Juliette ve Faust operalarında, birkaç ay önce boşandığı Sicilya kökenli Fransız tenor Roberto Alagna ile birlikte alkışlandı Gheorghiu. Alagna ile Carmen’i de denemek istedi ama üstesinden gelemeyeceği kadar koyu tonlara sahip bu rolden 3 yıl önce çekildi, sonradan yaptığı kayıt da beğenilmedi. Son olarak, Cilea’nın Adriana Lecouvreur rolüne müthiş bir yorum getiren Gheorghiu’nun Jonas Kaufmann’la yaptığı Adriana DVD’sini bu yıl ödüllendiren ICMA jüri üyeleri arasında ben de vardım.
Bu yılın ilk yarısını gergin geçirdi Gheorghiu. 1996 yılından beri evli olduğu, haklarında son yıllarda ha ayrıldı ha ayrılacak yorumları yapılan yıldız tenor Roberto Alagna ile bu yılın başında boşandılar. 2000’li yıllarda opera dünyasında fırtına gibi esen ikiliye Gheorghiu’nun rakipsiz olmanın özgüveniyle abarttığı kaprisleri, son dakikada temsil iptal etme huyu yüzünden ‘operanın Bonnie ve Clyde’ı’ lakabı takılmıştı (Gheorghiu’nun şu yakınlarda yine yoğunlaşan Metropolitan iptalleri, kurumun genel müdürü Peter Gelb’i isyan ettirmiş durumda). İlişkileri gittikçe yıpranan çift boşanma sürecinde ‘aile içi şiddet’ iddiasıyla da gündeme geldi (Gheorghiu, Alagna’nın kendisine babasının önünde tokat attığını basına açıkladı).
Yazının başında da belirttiğim gibi Gheorghiu’yu Festivalin açılış konserinde tüm sıkıntılarını aşmış bir ruh hali içinde, olağanüstü rahatlamış gördüm. 2007 yılında İstanbul Müzik Festivali’nde verdiği konserden sonra Türkiye’ye ikinci kez geliyordu. En büyük sahnelerde canlandırıp üstüne bir de kaydettiği tüm önemli rollerini ardı ardına sıraladı, genç tenor Teodor Illincai ile popüler düetler seslendirdi, Ramon Tebar yönetimindeki CSO da operalardan senfonik bölümler icra etti. İlk yarının başındaki Figaro’un Düğünü aryası ve La Traviata’dan ‘Parigi o cara’ düeti ısınma turları niyetineydi ama ısındıramadı. Mefistofeles’den ‘L’altra notte’ aryasına o her zamanki müthiş (abartılı bir dramatizm sergilediğini yadsımayacağım) yorumunu getirdiğinde ise dinleyici kıskıvrak avucundaydı! İkinci yarı başında Otello’dan aşk düetindeki yorumuna hislenmediğime şaşırmadım, ne de olsa ‘onun rolü’ değildi Desdemona. Massenet’nin Cherubin operasından aryayı ise mandolin eşliğinde cilveli söyleyişi hoştu.
Konserde üç ayrı tuvalet giydi Gheorghiu. Bembeyaz tüllerle kuşanıp ‘Draculette’ olmanın (Güneşe çıkmadığı için fildişi yüz rengini koruyan Romen sanatçının bir lakabı da budur) hakkını verdiği konserin son bölümünde Rusalka’dan Ay Şarkısı’nı söyledi (Desdemona’yı da bu giysi içinde söylese iyi olurdu hani). Bir Violetta aryası söylemeyişine üzülürken, klasik yorumlarından biri olan ‘O mio babbino caro’yu hiç olmazsa bis’e saklayışına sevindim, Illincai ile sahnede flört edercesine dans ettiği dakikaların tadını çıkardığım sırada, şu yakınlarda Florida Operası’nın müzik direktörlüğüne getirilen şef Ramon Tebar’la göz temasını konser boyunca gayet yoğun tutmasını da not ettim. Ağaç (Copacul) adlı coşturucu Romen halk şarkısında sadece yurtsever değil, aşık olduğu adamdan ayrılan ama ‘yıkılmadım ayaktayım’ mesajı veren bir kadın vardı karşımızda. Üç Romen sanatçı birlikte müzik yapmaktan dolayı gayet mutluydular ve bu mutluluğu, konserin sonunda bravolar eşliğinde ayağa fırlayan izleyiciye yansıtmayı bildiler.
Gheorghiu’nun partneri olan ünlü tenor Teodor Ilincai’yi 2009 yılında Bükreş Operası’nda Macbeth’te izleyip şöyle yazmışım: ‘Gecenin kahramanı ise, Macduff söyleyen gencecik Romen tenor Teodor Ilincai idi. Eğer çok çalışır, şansı da yaver giderse yurttaşı Gheorghiu gibi o da en büyük sahnelerde söyleyebilecek kumaşa sahip muhteşem bir ses.’ Illicai’nin sesi dört yılda iyice açılmış, hilafsız Pavarotti’ye dönmüş. Ama nüans ve renklendirme bakımından eksik kalmış; Gheorghiu sesini binbir renge büründürüp gölgelendirmekte ne kadar ustaysa Illincai renk ve gölge anlamında bir o kadar eksik. Kısacası, böyle muhteşem bir ses dümdüz söyleyişle harcanıyor.
3 saat süren konserin başında devlet sanatçımız Suna Kan’a onur ödülü takdim edildi. CSO üyeleri, ses yükseltici kullanıldığı için metalik tınlayan seslendirme düzeni başta olmak üzere bir açıkhava konserinden beklenebilecek sahne üstü zorluklara rağmen büyük bir gayret sergiledi. Oğuzhan Kavruk ve Artemis Sis Balkız Otello ve Manon Lescaut’daki sololarını başarıyla icra ettiler.
Roberto Alagna 28 Kasım’da Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla gala konseri vermek üzere İstanbul’a geliyor. Göreceğiz bakalım, boşanma Gheorghiu’ya olduğu kadar Alagna’ya da yaramış mı?
Bu yazının kısa versiyonu Radikal gazetesinin 27.08.2013 tarihli nüshasında yayımlanmıştır.







