Devlet sanatçısı piyanist İdil Biret, Sabancı Üniversitesi’nde Türkiye’de Müzik Reformu Hareketleri - Cumhuriyet Devrimleri ve Müzik konulu kapanış konferansını verdi. Biret konuşmasında TÜSAK yasa tasarısı hakkındaki görüş ve uyarılarını da kamuoyu ile ilk kez bu kadar açık biçimde paylaştı. Biret’in konuşmasından TÜSAK ile ilgili satırları alıntılıyorum:
”Yakın zamanda Meclise sunulmak üzere hazırlanan Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) kanun tasarısına göz atınca da, çok kritik bir devreye girdiğimizi de anlıyoruz. Değerli bestecimiz Muammer Sun “bu kanun tasarısı meclisten geçtiğinde Türkiye’deki müzik ve sahne sanatları alanındaki devlet sanat kurumları kapatılacak, sanatçılar dağıtılacak, ülkemizin müzik ve sahne sanatları birikimi bu kanunla yok edilmiş olacaktır. Ülkemizdeki bu kurumların her biri çağdaş, ulusal, evrensel birikimi simgeler. Bu birikimin yok edilmesi, Türk toplumunun ulaştığı uygarlık düzeyinin yok edilmesi demektir.” diyor. Muammer Sun Bey’e katılıyorum. Bu söyledikleri gerçekleşirse Türkiye 90 yıl süren olağanüstü çaba ile geldiği bu ileri noktadan Tanzimat devri, hatta III. Selim dönemi öncesine dönebilecek, ülkemiz müzik festivallerine davet edilen yabancı orkestra, şef ve solistlerle yetinmek zorunda kalacak, giderek, müzisyen ithal eden körfez şeyhliklerine benzeyecektir.
TÜSAK için örnek alınan uygulamaların başında İngiliz modelinin geldiği yasa taslağının “Gerekçe” kısmında belirtilmekte. 18. asırda Beethoven’i daha onbeş yaşında iken devlet memuru yapan bugün de sadece Berlin’de 3 opera kurumunu birden devletçe finanse eden Alman modeli dururken, günümüzde özel orkestraları maddi imkansızlık içinde kıvranıp yaşam savaşı veren İngiltere neden Türkiye’ye model olur acaba? Bunu sormak isterim. Bu çerçevede, uzun yıllardır bazı büyük şehirlerimizdeki festivallere ve özel konser serilerine yurt dışından dünyaca meşhur orkestra ve solist sanatçıların getirilmesi için yüz milyonlarca lira vererek sponsor olan ticari kuruluşlarımızın bundan sonra bu paraların önemli bir kısmı ile Cumhuriyet’in müzik devriminin eserleri olan Devlet Senfoni Orkestraları, Operaları, Baleleri, ve Konservatuvarlarını desteklemelerinin doğru olacağına inandığımı da belirtmek isterim. Devlet Orkestra, Opera, Bale mensupları ve solist sanatçılara düşen görev ise sanatlarını icra edebilmelerinin Türkiyede Cumhuriyet devrimlerinin köşe taşlarından olan müzik reformları sayesinde mümkün olduğunu bilmeleri ve bu reformların muhafaza edilmesi ve ileri g.türülmesi gerektiğinin bilincinde olmalarıdır. Klasik müzik Türkiyede eğlence, geçim yolu veya ünlü sanatçıların büyük para kazanma aracı değildir. Eğer TÜSAK yasa tasarısı Mecliste kabul edilirse benim sekiz yaşımdan itibaren Fransa’da tahsil etmemi sağlayan Güzel Sanatlarda Fevkalâde İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi hakkındaki Kanunun yürürlükten kaldırılacağını da belirtmek isterim. İlk olarak 1948 yılında çıkarılan bu kanun olmasa idi ben de belki simdi burada, karşınızda olmayacaktım. Bu Kanun ile ilgili çalışmalarla iligili olarak başta dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İn.nü olmak üzere Milli Eğitim Bakanları Hasan Ali Yücel ve Şemseddin Sirer, Fuad Umay ve diğer Milletvekilleri ile Güzel Sanatlar Müdürü Cevad Memduh Altar’ı bu vesile ile saygıyla anmak isterim.
Geçenlerde söyleşi yapmak için New York’tan beni arayan Amerikanın en önemli gazetelerinden birinin muhabiri ilk olarak, “Türkiyede klasik müzik bir elit azınlık için yapılıyor, değilmi?” diye sordu. Bu konuda, yanlış bilgilendirilmişti ve muhtemelen Türkiyede klasik müziğin bir kaç büyük şehirdeki festivallerle sınırlı olduğunu zannediyordu. Bugün size anlattıklarımı kısaca ona da anlatarak Cumhuriyet Devrimlerinde klasik müziğin yerini ve önemini izah ettim. Konuyu şimdi daha iyi anladığını sanıyorum.
Hepinize yolunuz açık olsun der, tüm beklentilerinizin gerçekleşmesini dilerim.
İdil Biret (Sabancı Üniversitesi)
Idil Biret’in konusmalarina aynen katiliyorum.
Türkiye’de 3 üncü nesil olarak müzige basladim. Dedelerim Istanbul’da Sultan orkestrasinda korno calmislardi. Babam Sedat Ediz Cumhurbaskanligi Senfoni orkestrasinda konsertmaister idi. Dayim Ibrahim Ozgür Türkiye’de ilk tangoyu seslendirenlerden biri idi. Kardesim Ayse Ediz Cumhurbaskanligi orkestrasinda pianist idi. Ben 40 seneden beri Zurich Senfoni orkestrasinda viola üyesi idim.
Biliyormusunuz bu basarilar ve calismalarin esasi Türkiye’de kurulmus olan Konservatuvardan gelmektedir. Eger böyle bir sanat krumu olmasa idi, bizler hic bir zaman ne Avrupa nede dünyada kendimizi kabul ettirebilirdik. Bakin, Turkiye’de cok iyi sanatcilar yetisiyor. Hatta bu sanatcilarimiz dünyanin en iyi orkestralarinda yer almis vaziyette. Ben Londra’da 3 yil tahsil zamanimda oradaki orkestralarin calisma sartlarini cok iyi biliyorum. Hicte ic acici degil. Herkes calismak icin is ariyorlar. TUSAK boyle bir Ingiliz kopyesini nasil Turkiye’ye uygulamaya kalkiyor?
Bu Turkiye icin bir intihardir. Turkiye su anda en iyi ekonomik durumda. Yurt disindan teknik adamlar getirip daha iyi bir duruma getirilmeye calisiliyor. Ayni zamanda bu bizim sanatimiz icinde gecerli olmasi lazim. Bir sanatci bildiginiz gibi 3-5 yilda yetismiyor. Devletin sanatcilarimiza karsi saygi, sevgi ve yardimi lazim. Bu butun Avrupa’da böyledir ve böyle devam edecektir.
Lutfen gecmisimizdeki sanat tarihimizi bir daha gozden gecirip sonra karar verin.
Hepinize saygilar sunuyorum.
Ahmet Ediz