
Işın Metin yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası, Ankara Müzik Festivali’nin geçtiğimiz Nisan ayı sonunda Congresium’da verdiği kapanış konserinde Gustav Mahler’in Sekizinci (Binler) Senfonisi’ni uzun süre belleklerden silinmeyecek bir başarıyla icra etmişti. Bu sezon 20’nci kuruluş yıldönümünü kutlayan topluluğumuz, Mahler’in senfonilerini aslında hayli zamandır repertuvarında tutuyor. Ankaralı klasik müzik severler Emil Tabakov’un idaresi altındaki Bilkent Senfoni’den yakın geçmişte bestecinin nerdeyse tüm senfonilerini dinlemişlerdi. Bilkent sırtlarında bir önceki şef Klaus Weise yönetiminde sönen Mahler ateşi topluluğun şimdiki şefi Işın Metin sayesinde yeniden harlandı. Sekizincinin güzel anılarını zihnimizde, hoş tadını da damağımızda tuttuğumuz bir sırada bestecinin 4. Senfoni’sini dinlemek üzere düştük yeniden Ankara yollarına…
Mahler’in ‘Wunderhorn Dönemi’ senfonilerinin sonuncusu olan 4. Senfoni’nin üzerindeki çalışmaları, bestecinin Viyana Saray Operası’nın başında olduğu 1899 yılına uzanıyor. Yaz aylarında o meşhur sayfiye evlerine kapanıp yeni senfonilerinin taslaklarını çıkarmasıyla bilinen Mahler, o yılın Temmuz ayında Avusturya’nın Salzkammergut yöresindeki Aussee kaplıcasında, pek de huzurlu geçmeyen tatili sırasında 4. Senfoni üzerindeki çalışmasına başlar. Yine Mahler’in bellediği rutin gereğince bu taslakları hemen bir sonraki kış döneminde işleyip senfoni bölümlerine dönüştürmesi gerekirken kısır bir döneme girerek, taslakları kaldırdığı çekmecenin kapağını bir sonraki yaz tatiline kadar açmaz.
Mahler’in ertesi yaz durağı, 5, 6, 7, 8 numaralı senfonilerinin de doğuşuna sahne olacak olan, Avusturya’nın güneyindeki Carinthia eyaleti sınırları içinde bulunan Wörthersee kıyıları olur. Bu gölün kuzey tarafındaki Maiernigg köyünde yaptırdığı sayfiye evine ek olarak minik bir de bestecilik kulübesi inşa ettirmiştir (Mahler bu kulübelerin ilkini kuzey Avusturya’daki Attersee gölü kıyısında bulunan Steinbach adlı küçük yerleşim yerinde 1893 yılında yaptırmıştı. Maiernigg’den sonraki üçüncü ve son kulübesini ise Toblach’da 1908 yılında yaptıracaktır). Dört tarafı ormanla çevrili bu kulübede 1900 yılı yaz aylarında ortaya çıkardığı 4. Senfoni, doğal olarak Carinthia ormanlarından kulağına ulaşan sesleri cömert biçimde ihtiva ediyordu. Bir de göğün maviliğini elbette.
O yüzden Mahler’in bu eseri bestecinin ‘Pastoral Senfonisi’ olarak da adlandırılır. Çalgılama olarak bakıldığında, kıra özgü ifadelerin dışavurumuna en elverişli çalgılar olan ağaç üflemelilerin kullanımı bakımından olağanüstü zengindir 4. Senfoni. Sıkça sololar yüklendiklerini görürsünüz flütlerin, obuaların, koranglenin, fagotların ve klarinetlerin, özellikle de senfoninin olağanüstü güzellikteki ağır bölümünde; hatta Mahler doymamış olacak ki güzelliklerine, onlara bölümün sonlarına doğru nefis bir de koral yaptırır. Bilkent Senfoni’nin ağaç üflemelileri çok temiz yorumlar sundular 5 Ekim Cumartesi akşamı verilen konserde. Özellikle Bilkent’in başarılı obua grup şefi Selçuk Akyol incelikli nüanslarıyla mükemmeldi. Koranglede Viktoriya Tokdemir de pürüzsüz çalımıyla bu gevrek sesli çalgının tınısını güzelce iletti. Klarinet grup şefi Nusret İspir ise sololarında her zamanki kalitesini gözler önüne serdi. Kornolara da büyük görev düşüyordu elbette 4. Senfoni’de. Bütün halde iyi bir düzeyde olan Bilkent korno grubunda Laszlo Gyarmati’nin sololarında daha dikkatli ve özenli olması beklenebilirdi. Trompet grup şefi Julian Lupu da eserin bütününe yayılan iyi bir performans çıtası yakaladı denilebilir. ‘Trombon ve tuba da şöyle şöyle çaldılar’ diyemiyorum çünkü Mahler bu iki bakır çalgılar grubunu 4. Senfoni’sine dahil etmemiş.
Dahil etmemiş çünkü Haydn ve Schubert geleneğine dayanan klasik üslupta bir senfoni, Mahler’in Dördüncüsü. Prokofyev’in Klasik Senfoni’yle yaptığına benzer biçimde Mahler de bu eseriyle klasik dönem senfonisinin yapı ve biçemine bir selam yollamış. Mahler’e özgü patlamalardan uzak (Birinci bölümün kodasını saymazsak, eserin sadece ağır bölümünün sonunda bir fortissimo dinamik yer alıyor), lirizmiyle öne çıkan, masumane hatta safiyane bir eser Mahler 4. Ama aynı zamanda Mahler’e özgü tüm orkestrasyon giriftliğini de içinde barındırıyor; karmaşık, paradoksal bir senfoni. Dördüncünün, görünürdeki sade orkestrasyonunun gerisinde yoğun katmanlı bir armonik dokuya sahip olduğunu, Mahler uzmanı müzikbilimcilerden öğreniyoruz.
Işın Metin’in bu senfoniye de çok çalıştığı, eserin başından sonuna dek sergilediği rahat yönetimden belliydi. 4. Senfoni gibi, Mahleryen üsluptaki bir ‘19’uncu yüzyıl sonu Viyana senfonisi’nin nasıl yönetilmesi gerektiğini bilen bir tarza sahipti. Mahler’e özgü tahta üflemeli grupların unison çığlıklarının kulakları tırmalarcasına öne çıkartıldığına şahit olduk. Mahler’in o çelişik anlatımıyla, ‘gözyaşları arasından yüzünü gösteren tebessümü’ anlatan ağır bölümün koşturulmadan, tüm lirizmiyle ama bu iki duyguyu da vermeye çalışarak çalınması güzeldi. Birinci bölüme ana rengini veren küçük zillerin (sleigh bells) gürlüğünün artırılması yerinde olurdu diye düşündüm.
Senfoninin ikinci bölümünde Mahler (Karısı Alma’dan öğrendiğimize göre) İsviçreli ressam Arnold Böcklin’in ‘Keman Çalan Ölüm (İskelet)’ adlı otoportresinden etkilenerek ilginç bir müzikal tekniğe başvurmuş. Başkemancıya, tüm tellerini bir ton üstten akort ettirttiği ikinci bir kemanla sololar yaptırmış. Bu bölümde başkemancı ortaçağ Alman kültüründe yeri olan Freund Hain (Ahbap Henry) karakterine bürünüyor. Freund Hain elindeki kemanıyla ölüm dansı (danse macabre) çalan bir karakter. Akordu yükseltilmiş keman metalik tınlayarak tekinsiz, güven vermez bir surete bürünmüş oluyor. Başkemancı Toğrul Ganiyev, Freund Hain kılığındaki solo pasajlarına sıra geldiğinde, geleneksel olarak bir piyano taburesi üzerinde hemen önüne yerleştirilmiş ikinci kemanını eline alıp çaldı. Her zaman rastlanmayacak türden, ilginç bir plastik etki ortaya çıktı böylece (Yaşayan en büyük Mahler uzmanı sayılan Henry Louis de la Grange’nin, program kitapçığına çevirisi alınan Mahler-4. Senfoni notlarının orijinalinde yer alan ‘Freund hain’ ve ‘akort edilmiş keman’ bilgilerini içeren satırları ne yazık ki atlanmıştı).
Eserin dördüncü ve son bölümü, Das himmlische leben adındaki Wunderhorn şarkısı üzerine kuruludur. Soprano solo bu şarkıyı orkestrayla birlikte söylemek üzere sahnedeki yerini alır. Konserin solisti, Bilkent’in 8. Senfoni’yi seslendirdiği tarihi konserde kısacık Magna Peccatrix partisiyle gönüllerde taht kuran İsveçli soprano Klara Eck’ti. Eck, biyografisinden de anlaşılabileceği gibi, bu partide çok deneyimli bir şancı. Buradaki solonun en önemli yanı, bir çocuğun gözünden cennetin tasvir edildiği için, asla ağır ve dramatik değil, hafif ve çocuksu bir edayla söylenmesi gerektiğidir (Bu özelliğinden dolayı, bu bölümün bazen çocuk sopranolara söyletildiği de olur).
Klara Eck’in sesi, tınısı ve hafifliğiyle, bu partiyle mükemmel bir uyum içinde. Eck, ses klasmanı itibariyle barok ve klasik dönem eserleri mükemmel söyleyebilecek bir lirik soprano. Tekniği çok iyi; kendine güvenli ve kontrolü iyi olan bir şancı. Bu sebeple Mahler’in ‘Rheinlegendchen’ ve de özellikle 3. Rückert Şarkısı ‘Ich bin der Welt abhanden gekommen’de sesinin fazla lirik ve hafif kaçtığını, bu iki şarkıyı koyu tonları güçlü, dramatik şancıların hakkını vererek okuduklarını ve dinleyici üzerinde daha yüksek etki bıraktıklarını söylemek lazım. Eck, buna mukabil Dvorak’ın Rusalka operasından Ay Şarkısı’nı ve yine Dvorak’ın ‘Annemin Öğrettiği Şarkılar’ında çok daha doyurucu bir icra çıkardı ortaya.
Konserin açılış eseri olan Smetana’nın Vltava (Moldau) senfonik şiiri de olması gerektiği gibi, yeri geldi mi hülyalı, yeri geldi mi coşkuyla icra edildi. Eserin ortasındaki, kayalar arasından köpürerek kendine yol açan Moldau’yu betimleyen, gökgürültüsüne benzer gümbür gümbür davul vuruşları çok etkileyiciydi. Mahler’in senfonisindeki zil gibi, bu esere de genel karakterini veren üçgenin sesini daha gür duyabilirdik (İsrail’in milli marşının ezgisinin ilginç biçimde Smetana’nın Moldau’sunun çok sevilen ana ezgisiyle aynı kökten geldiğini biliyor muydunuz? Bu söylediğimi ilginç bulanlar, marşı youtube üzerinden dinleyebilirler).
Bilkent Senfoni Orkestrası’nın konserde dağıtılan program notları, içerik zenginliği açısından Türkiye’de bugüne kadar gördüğüm en doyurucu çalışmaydı. Dvorak ve Mahler üzerine, ortalama bir entelektüelin sorunsuzca anlayabileceği seviyede müzikolojik temelli metinler kaleme alan Dr. Onur Türkmen’i ve ona bu fırsatı veren Bilkent yönetimini kutlarım. Bilkent Senfoni konser salonunun karartılmamış, aydınlık ortamında kulaklar sahneden gelen müziğe yönlenmişken, dinlediğimiz müzik üzerine yazılmış doyurucu metinlere göz gezdirmek çok keyifli bir iş (Buradan da yine daha önce sözünü ettiğimiz şeye, konser salonlarında oditoryum bölümünün karartılmasından vazgeçilmesinin iyi olacağı düşüncesine geliyoruz). Senfoni kitapçığının başındaki eser listesi bölümünde alkışlanacak yerlerin ikonla belirtilmesi de çok yararlı ve usul olarak da ince düşünülmüş bir uygulama Bu yöntemin ülkemizdeki tüm konser salonlarında uygulanması gerekir diye düşünüyorum.
Işın Metin yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası 2013-2014 sezonunda Gustav Mahler’in yarım bıraktığı 10. Senfoni’si (Deryck Cooke’un tamamlama versiyonuyla) ve Yeryüzü Şarkısı (Das Lied von der Erde) adlı şarkılı senfonisini yorumlayacak. Mahler severlerin gözü Bilkent Senfoni’de olsun!..