Aylık arşivler: Haziran 2014

İdil Biret’ten TÜSAK’çılara tarihi uyarı

Devlet sanatçısı piyanist İdil Biret, Sabancı Üniversitesi’nde Türkiye’de Müzik Reformu Hareketleri - Cumhuriyet Devrimleri ve Müzik konulu kapanış konferansını verdi. Biret konuşmasında TÜSAK yasa tasarısı hakkındaki görüş ve uyarılarını da kamuoyu ile ilk kez bu kadar açık biçimde paylaştı. Biret’in konuşmasından TÜSAK ile ilgili satırları alıntılıyorum:

”Yakın zamanda Meclise sunulmak üzere hazırlanan Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) kanun tasarısına göz atınca da, çok kritik bir devreye girdiğimizi de anlıyoruz. Değerli bestecimiz Muammer Sun “bu kanun tasarısı meclisten geçtiğinde Türkiye’deki müzik ve sahne sanatları alanındaki devlet sanat kurumları kapatılacak, sanatçılar dağıtılacak, ülkemizin müzik ve sahne sanatları birikimi bu kanunla yok edilmiş olacaktır. Ülkemizdeki bu kurumların her biri çağdaş, ulusal, evrensel birikimi simgeler. Bu birikimin yok edilmesi, Türk toplumunun ulaştığı uygarlık düzeyinin yok edilmesi demektir.” diyor. Muammer Sun Bey’e katılıyorum. Bu söyledikleri gerçekleşirse Türkiye 90 yıl süren olağanüstü çaba ile geldiği bu ileri noktadan Tanzimat devri, hatta III. Selim dönemi öncesine dönebilecek, ülkemiz müzik festivallerine davet edilen yabancı orkestra, şef ve solistlerle yetinmek zorunda kalacak, giderek, müzisyen ithal eden körfez şeyhliklerine benzeyecektir.

TÜSAK için örnek alınan uygulamaların başında İngiliz modelinin geldiği yasa taslağının “Gerekçe” kısmında belirtilmekte. 18. asırda Beethoven’i daha onbeş yaşında iken devlet memuru yapan bugün de sadece Berlin’de 3 opera kurumunu birden devletçe finanse eden Alman modeli dururken, günümüzde özel orkestraları maddi imkansızlık içinde kıvranıp yaşam savaşı veren İngiltere neden Türkiye’ye model olur acaba? Bunu sormak isterim. Bu çerçevede, uzun yıllardır bazı büyük şehirlerimizdeki festivallere ve özel konser serilerine yurt dışından dünyaca meşhur orkestra ve solist sanatçıların getirilmesi için yüz milyonlarca lira vererek sponsor olan ticari kuruluşlarımızın bundan sonra bu paraların önemli bir kısmı ile Cumhuriyet’in müzik devriminin eserleri olan Devlet Senfoni Orkestraları, Operaları, Baleleri, ve Konservatuvarlarını desteklemelerinin doğru olacağına inandığımı da belirtmek isterim. Devlet Orkestra, Opera, Bale mensupları ve solist sanatçılara düşen görev ise sanatlarını icra edebilmelerinin Türkiyede Cumhuriyet devrimlerinin köşe taşlarından olan müzik reformları sayesinde mümkün olduğunu bilmeleri ve bu reformların muhafaza edilmesi ve ileri g.türülmesi gerektiğinin bilincinde olmalarıdır. Klasik müzik Türkiyede eğlence, geçim yolu veya ünlü sanatçıların büyük para kazanma aracı değildir. Eğer TÜSAK yasa tasarısı Mecliste kabul edilirse benim sekiz yaşımdan itibaren Fransa’da tahsil etmemi sağlayan Güzel Sanatlarda Fevkalâde İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi hakkındaki Kanunun yürürlükten kaldırılacağını da belirtmek isterim. İlk olarak 1948 yılında çıkarılan bu kanun olmasa idi ben de belki simdi burada, karşınızda olmayacaktım. Bu Kanun ile ilgili çalışmalarla iligili olarak başta dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İn.nü olmak üzere Milli Eğitim Bakanları Hasan Ali Yücel ve Şemseddin Sirer, Fuad Umay ve diğer Milletvekilleri ile Güzel Sanatlar Müdürü Cevad Memduh Altar’ı bu vesile ile saygıyla anmak isterim.

Geçenlerde söyleşi yapmak için New York’tan beni arayan Amerikanın en önemli gazetelerinden birinin muhabiri ilk olarak, “Türkiyede klasik müzik bir elit azınlık için yapılıyor, değilmi?” diye sordu. Bu konuda, yanlış bilgilendirilmişti ve muhtemelen Türkiyede klasik müziğin bir kaç büyük şehirdeki festivallerle sınırlı olduğunu zannediyordu. Bugün size anlattıklarımı kısaca ona da anlatarak Cumhuriyet Devrimlerinde klasik müziğin yerini ve önemini izah ettim. Konuyu şimdi daha iyi anladığını sanıyorum.

Hepinize yolunuz açık olsun der, tüm beklentilerinizin gerçekleşmesini dilerim.

İdil Biret (Sabancı Üniversitesi)