Aylık arşivler: Aralık 2013

Bakanlıktan TÜSAK’a dair yeni bir açıklama daha

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Abdurrahman Arıcı, Devlet Tiyatroları (DT) ile Devlet Opera ve Balesinin (DOB) kapatılacağı iddialarına ilişkin, “Şu anda öyle bir şey yok. Ortaya çıkarılan bizi kapatacaklar dedikoduları afaki şeyler. Bizim kafamızda onların düşündüğü gibi şeyler yok. Biz Anadolu’nun tiyatroyla buluşmasını ve kaliteli, milli değerlerimize sahip oyunlarla buluşmasını istiyoruz” dedi.

Arıcı, Türkiye Sanat Kurumu ile ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye Sanat Kurumuna ilişkin yasa tasarısı çalışmalarının devam ettiğini ancak henüz neticelenmediğini söyledi. Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesinin kapatılacağı iddialarına ilişkin Arıcı, şunları ifade etti:

“Ortaya çıkarılan ‘bizi kapatacaklar’ dedikoduları afaki şeyler. Daha ortada projelendirilmiş, Başbakana sunulmuş, TBMM’ye gelmiş bir şey yok. Bu aşamaları geçtikten sonra zaten kendileri de görecektir ne olduğunu, ama bizim kafamızda onların düşündüğü gibi şeyler yok. Biz Anadolu’nun tiyatroyla buluşmasını ve kaliteli, milli değerlerimize sahip oyunlarla buluşmasını istiyoruz. Bunu yapan özel sektör de var ve onlara da desteğimiz devam ediyor, ayırmış değiliz. Bugün Opera da aynı şekilde kendi değerlerimizi yansıtacak oyunlarla gelmesi gerekir.”

Arıcı, devlet destekli sanat kurumlarının önerdiği performans ve rekabete dayalı sistemiyle ilgili de Bakan Çelik’in bütçe görüşmelerindeki söylemlerini anımsatarak, devletten maaş alan sanatçıların dizilerde rol üstlenmesini eleştirdi.

Anadolu Ajansı ANKARA – Tuğba Özgür Durmaz

ICMA ödüllerini kazananların listesi 20 Ocak’ta açıklanıyor

International Classical Music Awards – ICMA yürütme kurulu üyeleri geçtiğimiz cumartesi günü Paris’te yaptıkları olağan toplantıda, içlerinde Andante dergisini temsilen benim de bulunduğum ICMA üyelerinin kullandıkları oyları tasnif etmenin yanı sıra bir önemli karar daha aldılar. Bu karara göre ICMA 2014′te kategorilerinde kimlerin birinci geldikleri 20 Ocak’ta kamuoyuna duyurulacak. Kazananlara ödülleri 12 Nisan 2014 tarihinde Varşova’da yapılacak ödül töreni ve gala konserinde takdim edilecek. Gelecek yılki tören Varşova’da o tarihlerde düzenlenecek Ludwig van Beethoven Paskalya Festivali kapsamında gerçekleştirilecek.

International Classical Music Awards ICMA yürütme kurulu üyeleri (soldan sağa): Başkan Remy Franck (Pizzicato-Lüksemburg), üyeler Martin Hoffmeister (MDR Figaro-Almanya), Stephen Hastings (Musica-İtalya), Pierre-Jean Tribot (Res Musica-Belçika), Michelle Debra (Crescendo-Belçika)

icma

Maggiore Dörtlüsü

MAGGIORE-DORTLUSU-VIKRAM-SETH__52761389_0

Vikram Seth’i ilk bu romanıyla tanıyıp sevmiştim. 1999 yılında yayımlanan kitap ne ilginçtir ki bir yıl sonra Türkçeye çevrilmiş ama hatırladığım kadarıyla hak ettiği ilgiyi görememişti. Orijinal adı An Equal Music adlı kitabın çevirmeni Asuman Kafaoğlu Büke iyi bir edebiyat eleştirmeni olmasının yanısıra klasik müziği de iyi bilen bir entelektüel olduğu için, yoğun biçimde müzik terimleri içeren bu kitabı hakkını vererek çevrirmekte zorlanmamış. Seth’in bu güzel kitabının başrolünde hem müzik var hem de aşk. Kaybedildikten sonra bulunan ama sonra yeniden kaybedilen bir aşkın öyküsü bu kitap aslında. Maggiore Dörtlüsü, adından da anlaşılabileceği gibi, klasik müzik türünün en rafine alanı sayılan yaylı çalgılar dörtlüsü alanında varlığını sürdüren bir ekibi anlatıyor. Viyana’da tanıdığı ilk aşkı Julia’yı aradan yıllar geçse de unutamayan Michael ise dörtlünün ikinci keman üyesi.  Vikram Seth, kitabına yazdığı notta ‘Benim için müzik konuşmadan bile daha değerlidir’ demiş. Yazarın hayatında müziğin tuttuğu yeri bu satırdan daha iyi ne ifade edebilirdi?

Bu kitabı gündemime tekrar taşıyan ise, yakınlarda ülkemizde de gösterilen A Late Quartet adlı film oldu. Bu filmde Beethoven’in son döneminde bestelediği bir yaylı çalgılar dörtlüsünden hareketle eseri seslendiren grup üyelerinin hayatlarındaki karmaşa, çekişme ve türlü sorunlar işleniyordu. Çok iyi bir filmdi kanımca. Yaylı çalgılar dörtlüsü gibi, popülarite anlamında çok gerilerde kalan bir tür yaklaşık 15 yıl içinde ikinci kez bir başka sanat formunda kitleyle buluşuyordu. Vikram Seth’in kitabını ve o filmi izledikten sonra yaylı çalgılar dörtlüsü gibi muazzam zenginlikler içeren türle bugüne kadar ilgilenmediyseniz bile ilgi duymaya başlamanız kaçınılmaz gibi geliyor bana.

Kitabı okuduğunuz sırada Beethoven’in 3. Piyanolu Trio’sunun uyarlaması olan Op. 104 Yaylı Çalgılar Beşlisi’ni dinleyebilirsiniz.

”ICMA 2014” aday listesi açıklandı

ICMA Nomination 2014

”Türkiye’nin Klasik Müzik Dergisi” Andante’nin de jüri üyesi olarak içinde yer aldığı ”International Classical Music Awards” (ICMA) Birliği 2014 yılında vereceği ödüllere aday olan klasik müzik CD-DVD kayıtlarını kamuoyuna açıkladı. Liste, 94 markanın 264 yeni CD ve DVD kaydını içeriyor. Geçen yıl yarışan kayıt markası sayısı 86′ydı. 18 adaylıkla Fransız kayıt markası Harmonia Mundi listede en çok kaydı bulunan marka oldu. Onu, 14 kayıtla Audite, 12 kayıtla Sony Classical takip ediyor. İşte 2014 adaylarını kategorileri ve kayıt markalarıyla görebileceğiniz ICMA listeleri:

Kategoriler: http://www.pizzicato.lu/wp-content/uploads/2013/12/ICMA-2014-Nomination-list-sorted-by-categories.pdf 

Kayıt markaları: http://www.pizzicato.lu/wp-content/uploads/2013/12/ICMA-2014-Nomination-list-sorted-by-labels.pdf

http://www.icma-info.com/jury-members/

Hepsi Hikaye’de klasik müzik seminerlerimiz başladı

hepsi hikaye

Bebek’teki şirin mekan ”Hepsi Hikaye”de üstlendiğimiz klasik müzik seminerlerinin birincisini bu akşam 7.30-9.30 saatleri arasında güzel bir katılımla yaptık. Bu akşam Avrupa müziğini M.S. 5. yüzyıldan alıp Anadolu’ya (Bizans) ve Paris Notre Dame Kilisesi’ne uğrattıktan sonra kuzeydeki Burgonya topraklarına götürdük. Derken efendim, Flaman topraklarından çizmeye bir köprü uzatıp Venedik ekolü üzerinden Floransa’da operanın doğuşuna ve ardından barok dönemin ilk yıllarına uzandık. Ana hatlarıyla ele aldığımız bu dönemler aslında bizi ilk seminerin konusu olan J.S.Bach’a ve dönemine götüren yollardı ve onu anlamak için bu yollara az da olsa ışık tutmak zorundaydık. Haftaya salı akşamı aynı mekanda J.S.Bach’ın temel eserlerini müzikal örnekleriyle birlikte yakından tanıyacağız.

hepsi hikaye 2

Andante’cilerin kısır sempozyumu ertesi kestane-çay partisi keyfi

Şefik Kahramankaptan’ın evinde düzenlediğimiz güz dönemi kısır sempozyumundan sonra delegeler olarak soluğu sempozyumun kapanış partisi için Yakup-İpek Kıvrak çiftinin evinde aldık. Parti akşamın geç saatlerinde çiftin evlerinin bahçesinde bulunan kütük kulübede verilen soba üstünde kestane-çay şöleniyle son buldu. Ahmet Makal ve Ayşe Öktem gibi bazı delegeler işlerinin yoğunluğu ve buzlanma endişesinden dolayı partiye katılamadılar. Partide  kadehler yine Ankara’da düzenlenmesi beklenen Andante 2. Ulusal Geleneksel Bahar Dönemi Mangal Sempozyumu’na kaldırıldı.

20131208_214317

 

20131208_214733 20131208_214747 DSC00008 DSC00012

Sanat kurumlarının kapatılması yolunda kamuoyu kazanma çabalarında yeni bir deneme

Sabah gazetesinin Ankara ekinde 6 Aralık günü Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü hakkında asılsız bir haber yayımlanmış. DOBGM’nin bugün kamuoyuna yönelik basın açıklaması sayesinde haberim oldu benim de bu asılsız haberden. DOB Genel Müdürü Rengim Gökmen açıklamasında, söz konusu haberde geçen yanlış izleyici rakamlarını düzeltip doğrularını veriyor.

Bu asparagasın üzerinde uzun uzadıya durmaya gerek yok. Maksat, basın açıklamasındaki (benim de bold yaparak vurguladığım) gibi çok açık. Bazı odaklar, ”özelleştirilme” kisvesi altında kapısına kilit vurulmaya çalışılan devlete bağlı opera ve bale kurumlarını geniş halk kesimlerinin de gözünden düşürmek için farklı yollara başvurmaya başladı. Yandaş basını da kullanmak bu yollardan biri. ”Ey halkımız, görüyor musunuz işte, vergilerinizi böyle çarçur ediyor bunlar (yani sanatçılar). Toptan kapatıp halkın parasını kurtarmayalım da ne yapalım? Kapatmayalım da beslemeye devam mı edelim?” diyorlar. Sanatla ilgili olan bir avuç halk zaten biliyor bunun doğru olmadığını ama operanın, balenin, senfoninin, tiyatronun kapısından içeri girmeyen yığınlar için itiraf etmeli ki kafaları karıştırmayı başaran haberler bunlar.

İşte Rengim Gökmen’in o açıklaması:

Saygıdeğer Basın Mensupları,

06.12.2013 tarihli Sabah Gazetesi’nin Ankara Eki’nde; Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nü hedef alan, “Opera’da Seyirci Çıkmazı” başlıklı haberi üzüntüyle okumuş bulunmaktayım. Haberde yer alan veriler hatalı olmakla birlikte, bundan daha önemli gördüğüm husus, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün, Genel Müdür ve Genel Sanat Yönetmeni olarak, söylemediğim sözlerin benim ağzımdan söylenmiş gibi yayımlanmış olmasıdır.

Haberin bazı amaçlara hizmet etmek adına, kasti olarak yazıldığı hissi uyandırması Devlet Opera ve Balesi sanatçılarını daha da üzmüştür.

Sözkonusu gazetenin haberinde yer alan rakamlar gerçeği yansıtmamakta olup, Devlet Opera ve Balesi 2001-2002 ve 2008-2009 sanat sezonlarında seyircisinin yarısını kaybetmemiş, tam aksine 2002 yılında 232.760 olan seyirci sayısı 2009 yılında 300.552’ye ulaşarak, 67.792 seyirci ile artış  göstermiştir. 2012-2013 sanat sezonunda dokuz yerleşik sahnede faaliyetini sürdüren Devlet Opera ve Balesi, koltuk sayısını arttırmakla birlikte, toplam koltuk sayısı haberde belirtildiği şekilde ‘yaklaşık 7.000 değil’; kullanılan koltuk sayısı toplam 4.900′dür. 2012-2013 Sanat Sezonu’ndaki toplam seyirci sayısı 442.849 olmuştur. 2013-2014 Sanat Sezonu’nda ise Devlet Opera ve Balesi, tarihinin en yoğun sezonunu yaşamakta, ulusal ve uluslararası ölçekte strateji ve sanat politikaları ile genel hedeflerini güçlendirerek, sürekli gelişim göstermekte ve geniş bir seyirci kitlesine ulaşmaktadır.

Opera ve Bale sanatlarının sahnelenmesine uygun olan ve aktif olarak kullanmakta olduğumuz, yurt genelindeki dokuz yerleşik sahnemizde iddialı prodüksiyonlarla seyircisiyle buluşan Devlet Opera ve Balesi’nin pek çok eseri kapalı gişe oynamaktadır.

Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına ilgi ve hassasiyetlerinizi rica ederim.

RENGİM GÖKMEN

DEVLET OPERA ve BALESİ

Viyana Staatsoper’in kapısından dönen tenorumuzun öyküsü

Bugün öğlen saatlerine doğru Ankaralı dünyaca ünlü tenorumuzla oturmuş sohbet ediyorduk. Derken o sırada telefonu çaldı. Arayan sanatçımızın menajeriydi. Sakin başlayan telefon görüşmesi gittikçe hararetleniyor, tenorumuzun yüzündeki ifade üzgün bir hal alıyordu. Telefonu kapattığında, hani dokunsan ağlayacak gibiydi. Anlat dedim, anlattı. Arayan menajeri tenorumuza bir son dakika teklifinde bulunmuş. Ama ne teklif! Efendim, Viyana’daki dünyaca ünlü Staatsoper’de (Devlet Operası) bu akşam sahnelenecek La Boheme operasında, Mimi rolündeki Angela Gheorghiu’nun karşısında Rodolfo rolünü söylemesi beklenen İtalyan tenor Vittorio Grigolo son anda hastalanmış. Panik içinde aramalara başlayan menajerinin ilk ulaştığı kişi ise tenorumuz olmuş. Ama o saatte Ankara’dan uçağa binip de akşam saat 7′deki temsile yetişmesi mümkün değil. Ankara’dan o saatte binebileceği ilk uçakla gitse bile önce İstanbul’a uçması gerekiyor. Diyelim ki uçtu, bağlantılı uçakla Viyana’ya saat 18.30′da inmiş olacak ki bu durumda temsile yetişmesi mümkün değil. (Bu arada hala çok az sayıda dış bağlantısı olan Ankara’dan Viyana’ya bile doğrudan uçuş olmaması ne kadar tuhaf değil mi?) Tenorumuzun yaşadığı hayal kırıklığını ve üzüntüyü düşünebiliyor musunuz? Onu sakinleştirip, moral vermek ise o an en yakınındaki bana düştü. Dedim ki ona: ‘Bak sevgili dostum Murat Karahan, üzüntünü anlıyorum ama böyle bir teklifin ilk kez sana yapılmış olması bile, her ne kadar onu talihsiz biçimde kullanamamış olsan da, hanene yazılmış büyük bir onurdur ve geleceğe dair işarettir; sen bu gidişle er ya da geç Viyana ve benzeri sahnelere çıkacaksın, bu yolda çok çalışmaya devam et.’ Nasıl, iyi demiş miyim? Ha bu arada Viyana Murat’ın yerine son dakikada Yosep Kang’ı bulup onu çıkartmış.

http://www.wiener-staatsoper.at/Content.Node/home/spielplan/Spielplandetail.en.php?eventid=1162037&month=12&year=2013

Berlin’de Domingo ve Netrebko’lu Il Trovatore rüzgarı

Verdi: Il Trovatore

Placido Domingo (Luna Kontu), Anna Netrebko (Leonora), Gaston Rivero (Manrico), Marina Prudenskaya (Azucena), Adrian Sampetrean (Ferrando), Anna Lapkovskaja (Inez), Florian Hoffmann (Ruiz), Staatskapelle Berlin ve Korosu-Daniel Barenboim

Staatsoper im Schiller Theater, Berlin / 4 Aralık 2013

DSC00010

Solda sağa: Adrian Sampetrean (Ferrando), Marina Prudenskaya (Azucena), Placido Domingo (Luna Kontu), Daniel Barenboim, Anna Netrebko (Leonora), Gaston Rivero (Manrico), Anna Lapkovskaja (Inez), Florian Hoffmann (Ruiz). Arkada Staatskapelle Berlin.

DSC00002

Prodüksiyon baştan sonra arkada görülen duvar benzeri ”kutu”nun içinde cereyan etti. Rejisör Philipp Stölzl bu durumdan kaynaklanabilecek yeknesaklığı aşmak için her perdede, video projeksiyon yöntemiyle, karakterlerin arya ve düetlerinde anlattıklarını tahtaya yansıtmak suretiyle görselliğe döktü. Ayrıca Olaf Freese’nin son derece etkili ışık kullanımıyla eserin başından sonuna dek duvarlar parlak ve loş olmak üzere bambaşka renklere bürünerek rejideki masal etkisi güçlendirilmeye çalışıldı. Stölzl’ün rejisi kimi gereksiz kimi de buluşçu sayılabilecek o kadar çok sayıda detay içeriyor ki, hepsini toparladıktan sonra bunları daha geniş biçimde ele alacağım.

Tenor Gaston Rivera, Ukraynalı müthiş tenor Aleksandrs Antonenko’nun yerine Trovatore’nin tüm temsilleri için angaje edilmiş. İtalyan sıcaklığına sahip, Antonenko’nunki kadar geniş olmayan bir sesi var Rivera’nın. Oyunculuğu da tutkulu. Beni ve salondaki hemen herkesi tatmin etti zavallı Manrico’daki performansı. Marina Prıdenskaya olağanüstü bir Azucena’ydı. Yaşlı ve çirkin bir çingene kadın yerine rejide sirkten kaçmış bir cambaz görüntüsü veriyordu Azucena; pastel renkli damalı desenli kabarık eteği, kızıl renkteki kabarık saçları, beyaza boyalı yüzü ve kırmızı renkle çevrelenmiş gözleriyle. Gecenin yıldızıydı diyebilirim Prudenskaya için.

DSC00005

Placido Domingo, bariton kariyerindeki bu yeni rolünde zor bir işin altına girmişti doğrusu. Böylesi çetin bir görevin altından Simon Boccanegra’da olduğu kadar başarıyla kalktığı pek söylenemezdi ama. Yaşayan efsane sık sık nefes kontrolünden yana sıkıntı yaşadı. Bu sıkıntısını ikinci yarıda biraz da olsa yendiği söylenebilir ama ilk iki perdedeki zorlu sahnelerin Domingo’daki bu arızaya kurban gittiği de bir gerçek. Yine de Domingo’nun Luna Kontu’ndaki performansı üzerine akla geliveren bu eleştirileri bir de yazıya döktükten sonra insan düşünemeden edemiyor: Hey, adam 72 yaşında be dostlar (Bir rivayete göre 75)!.. Biz yine de gelin ayakta alkışlayalım bu mucizeyi!..

DSC00006

Dünyanın ama belki de en fazla Almanya’nın opera süperstarı Anna Netrebko. Almanlar ona adeta tapıyor. Perde açılmadan önce sahneye çıkan yetkilinin ‘Berlin’in havas malum, sanatçımız Anna Netrebko…’ diye söze başladığı anda salonun her sırasından yükselen ”oooo…. aaaaa… mein gott…” nidalarını duymalıydınız. Neyse ki Netrebko, benim de içinde bulunduğum sevenlerini üzmedi ve geçirmekte olduğu soğuk algınlığından dolayı izleyicilerden sadece ”anlayış” talep etti. Netrebko, pötikare desenli kabarık tuvaleti, sapsarı lüle saçları, mimik ve jestleriyle Leonora’dan çok Olimpia’ya benzemişti. Koyu ve puslu sesi, soğuk algınlığından mütevellit zaman zaman detone olmakla birlikte çok şükür yerli yerinde duruyordu. Belcanto stiline yatkınlığından güç alarak Leonora’nın süslü aryalarını kontrolü elden bırakmadan pek güzel seslendirdi, bol bol alkış ve ”brava” derledi.

Staatsoper im Schiller Theater’in Il Trovatore’si 2013-14 sezonunun en merakla beklenen yapımlarından biriydi. Tüm temsillerin biletleri tükenmiş bulunuyor. 29 Kasım’daki prömiyerin biletlerinin karaborsada 1000 Euro’dan gittiğini öğrendik. Bu müthiş şovdan daha geniş yorumlar ve fotoğraflar Andante’nin internet sitesinde ve belki de basılı derginin önümüzdeki sayılarında.

Serhan Bali, Berlin, 4 Aralık 2013