Aylık arşivler: Eylül 2013

CD Review: A real talent with the correct Rachmaninoff spirit

Sergei Rachmaninoff (1873-1943)
Sonata No. 2, Op. 36 in B Flat Minor (First Version); 5 Morceaux de Fantasie Op. 3; Variations on a Theme of Corelli, Op. 42
(piano)
Arts SACD 47761

* * * *

mazzamuto

Alessandro Mazzamuto is a talented pianist and this CD is sufficient to show that he has a subtle and perfect understanding of Rachmaninoff. The choice to record the first and longer version of the 2nd Sonata should be highly respected. The bottom line of his interpretation is avoiding all show and extravagancy. This may sound simplistic but when you listen to the CD you will understand that Mazzamuto is perfectly in command and does what he intends immaculately. Many pianists fall into the trap of making showpieces out of Rachmaninoff and whereas some escape the trick, Mazzamuto goes further to explore the music of the composer. The Op. 3 pieces are elegantly played, even the famous second one, and treated with touching colours. The Corelli Variations is the high point of the recording. The pianist specifically aims to find a link between the times of Corelli and Rachmaninoff and manages. A pianist to watch and a CD to listen to…

Feyzi Erçin

Lucerne Festival announced record attendance

kkl

Today’s press release just arrived:

Lucerne, 13.09.2013. LUCERNE FESTIVAL in Summer ends this weekend with a total tally of 94% of occupancy and some 85,000 patrons. This represents 10,000 more patrons than last year and an increase of 13 percent. Exploring the theme of “Revolution,” LUCERNE FESTIVAL offered some 130 artistic events between 16 August and 15 September: compared to the previous year, a higher number of events took place within a shorter time span lasting one month. A total of 30 of the 62 concerts were sold out. The new concert format LUCERNE FESTIVAL 40min was welcomed by audiences: 9 of 11 of these events held in the Luzerner Saal were fully occupied. A total of 49 free events and the week-long world music festival “In the Streets” attracted an outstanding attendance figure of 22,000 guests. The major anniversary celebration held on 25 August alone drew 7,500 guests to the KKL Luzern, with a total of 11,500 free tickets distributed.

Jansons’un içine ruh üflediği Alman makinesi: Bavyera Radyo Senfoni Orkestrası

Lucerne Festival im Sommer 201316 Ağustos’ta başlayan Luzern Yaz Festivali yavaşça sona yaklaşıyor. Festivalde 7 Eylül Cumartesi akşamı saat 19.30′da şehrin dünyaca ünlü KKL adlı kültür ve kongre merkezinin ağzına kadar dolu büyük salonunda, Maris Jansonss yönetimindeki Bavyera Radyo Senfoni Orkestrası’nın konseri vardı. Konserde piyanist Mitsuko Uchida, Beethoven’in 4. Piyano Konçertosu’nu seslendirdi. İkinci yarısında orkestra ve şef, son yıllarda en iyi yorumladıkları eserlerin başında gelen Berlioz’un Fantastik Senfoni’sini icra ettiler.

Bu konserden yaklaşık iki hafta önce Varşova’da Beethoven’in 1. Piyano Konçertosu yorumunu dinlediğim Martha Argerich’in topyekun Beethoven algısı, parlak tuşesi, artikülasyon mükemmelliği, sergilediği tamperaman ile Uchida’nınkini kıyaslama olanağı buldum. Armutla elmanın nesini kıyaslıyorsun diye soracaksınız, biliyorum. Evet, aralarında dağlar kadar fark var. Ama söylemek istediğim şu ki, ben sanırım Argerich’in tarzından daha çok hoşlanıyorum. Bu bir tercih meselesi. Argerich ve Uchida’yı iyi tanıyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Sakın Uchida’nın vasat bir Beethoven yorumcusu görüşünde olduğum sonucu çıkarılmasın. Japon asıllı İngiliz piyanist Uchida (65) Beethoven 4′e her zamanki lirik, şairane hatta ”düşlemsel” diye tanımlayabileceğim yumuşacık yorumlarından birini getirdi cumartesi akşamı Luzern’de. Argerich’in tuşesi ne kadar maskülense, Uchida’nınki bir o kadar feminendi; adeta, dokunsanız kırılacak gibiydi. Piyanodan çıkardıkları volüme de yansıyordu çalım stilleri. Argerich orkestrayı daima bastıran nitelikte şıngır mıngır bir tını elde ederken, Uchida’nınki BRSO’nun ürettiği sonoriteyle daha bir kaynaşmış, öne çıkmaya hevesli olmayan bir karakter taşıyordu.

Lucerne Festival im Sommer 2013

Uchida ve BRSO’nun aynı programı çaldıkları BBC Proms konserini de izledim. Uchida o konserde elinin altındaki piyanodan parlak sesler üretmekte daha mahir gözüktü bana. KKL’nin billur akustiğinde mütemadiyen boğuk sesler çıkarttığı Steinway’den, Royal Albert Hall’un kör akustiğinde gayet pırıltılı ve net sesler üretebildi. Uchida’nın baştan sona temiz çalmadığının da altını çizmeliyim bu arada; hızlı pasajlarda hayli fazla sayıda pis nota kulağa geliyordu. BBC Proms konseri izlenirse orada da aynı defekt görülebilir.

Mariss Jansons (70) yönetimindeki Bavyera Radyo Senfoni’yi konser salonunda en son, 2011 yılındaki Leipzig Mahler Festivali’nde, Yannick Nezet Seguin yönetiminde Mahler’in 7. Senfoni’sinde dinlemiştim. Orkestranın kalitesini belli eden bir konserdi. Ama Luzern’de sergiledikleri performansın kalitesini anlatabilecek söz bulamıyorum. Beethoven’in piyano konçertosundaki eşlikleri olağanüstü rafinelikteydi. Tüm orkestra tek bir çalgıymışçasına, Jansons’un bagetine harfiyen uyan bir icra anlayışı sergiledi. Her bir yaylı grubunun entonasyonu parmak ısırtan cinstendi. Yaylıların konçertonun ikinci bölümündeki sinirlice eşliği, olamazcasına temiz ve tamperamanlı çalındı. Uchida’nın aralardaki sololarının yaylıları sükunete davet eden ve bunda başarılı olan tavır sergilemesiyle bence orada çok yerinde bir kontrast yakalanmış oldu.

Ama Bavyeralılar asıl ”tamperaman”ı Berlioz’un Fantastik Senfoni’sine saklamışlardı. BRSO’nun yorumunu dinledikten sonra Simon Rattle’ın Mariss Jansons’u büyük bir mütevazılıkla ”yaşayan en iyi orkestra şefi” olarak gördüğünü söylemesi ve yine Jansons’un BRSO’yu ”Rolls Royce” olarak değerlendirmesinin içinin doldurulmuş olduğun hissettim, hem de tıkabasa. Son yıllarda, istisnasız her üyesi tarafından bu kadar temiz çalınmış, heyecan ve ruh yüklü, disiplinli bir ”Fantastik” dinlediğimi hatırlamıyorum. Reveries’de afyon içmiş sanatçımızın beyninin içine nasıl sokulduğumuzu mu, Berlioz’un hayranı olduğu Gluck ve Mozart’ın berrak yazısını örnek aldığı balo bölümünün tül hafifliğinde oluşunu mu yoksa İngiliz kornosuyla salonun dışına yerleştirilmiş obuanın tatlı diyaloğunu mu, hangi birini anlatayım… Böyle virtüoz bir orkestranın Fantastik’in en sevilen son iki bölümüne elbette yeri göğü inleten bir yorum getirmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Konser salonunu ağzına kadar dolduranlar da benimle aynı fikirdeydi ki beğeni ve takdir duygularımızı orkestrayla şefini ayakta alkışlayarak gösterdik.

kkl

BRSO, Jansons’un idaresi altında tıkır tıkır çalışan bir Alman makinesine dönüşmüş. Ama içine ruh üflenmiş bir makine bu. Söylediğim saçma geliyorsa hemen bir BRSO konserine bilet almanızı önermekten başka yapacağım bir şey yok, tabii konserin Jansons yönetiminde olması kaydıyla. Luzern KKL’nin ana salonunda konser izlemeyi şölene dönüştüren ana etmen, salonun dillere destan akustiği. Dördüncü balkonda oturan birinin şekerinin ambalajından çıkan hışırtının parterde bulunan koltuğunuza berrak biçimde ulaştığı bir salondan bahsediyorum. Böyle bir salonda BRSO, Jansons, Uchida gibi hassas ve incelikli yorumcuları, Berlioz ve Beethoven’in nüans zengini eserlerinde dinlemenin keyfi bir başka.

Bir aksilik yaşanmadığı takdirde KKL Luzern’e yolumuz önümüzdeki Kasım ayında da düşecek. Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say; Kissin, Sokolov gibi dünya devlerinin bu yıl sahneye çıkacağı Luzern Piyano Festivali’nde bir solo piyano resitali verecek. Luzern, Say’ı yakından tanıyan şehirlerden biri; piyanistimiz burada daha önce prömiyerler yaptı. Konserine ilgi mutlaka büyük olacaktır…

Varşova’da ‘müzik’ paktı

Gelecek yıl Türkiye-Polonya ilişkilerinin 600’üncü yılının kutlanacağını biliyor muydunuz? Polonya’nın Adam Mickiewicz Enstitüsü bu amaçla kolları epeydir sıvamış, heyecanla çalışıyor. Beni de bu heyecana ortak etmek amacıyla geçtiğimiz hafta Varşova’ya davet ettiler. Hoş benim de aklımdan geçmiyor değildi ama bir taşla iki kuş vurmamı teklif eden onlar oldu ve Varşova ziyaretimi ‘Chopin ve Onun Avrupası Festivali’nin son günlerine denk getirdik. Frederic Chopin Havaalanı’na indiğim andan itibaren Enstitünün uzmanları Lukasz Strusinski ve Aleksander Laskowski’nin olağanüstü evsahipliğinde hayli yoğun geçen 5 günlük ziyaretim sırasında, geçmişi trajedilerle dolu bu güzel ülkenin iyi eğitimli nazik insanlarını ve müzik sanatına olan tutkularını bir kez daha takdir ettim.

2013-08-27 15.42.34

Polonyalıların en önemli kültürel miraslarının başında, ünlü piyanist ve besteci Frederic Chopin (1810-1849) geliyor. 20 yaşında Paris’e göç ettikten sonra yurduna bir daha geri dönemeyen Chopin, öldüğünde kalbinin doğduğu topraklara gömülmesini vasiyet edecek kadar yürekten bir Polonya yurtseveriydi. Yurttaşları Chopin’in sevgisini hiçbir dönemde karşılıksız bırakmadı. Eserlerini en güzel yorumlayanlar onlar oldu; doğduğu evi, yerle bir oldukları savaştan çıkar çıkmaz tamir ettiler; sevgili oğullarının anısına dünyanın en önemli piyano yarışmasını icat ettiler. Bugün Chopin’in tüm mirası, Polonya Parlamentosu tarafından 2001 yılında kurulan Frederic Chopin Enstitüsü’ne emanet edilmiş. Doğduğu ev, teknolojik yönden bugüne dek gördüğüm en ileri düzeydeki besteci müzesi olan Varşova’daki Chopin Müzesi, Chopin Yarışması, sayısız yayın ve toplantı, CD-DVD kayıtları ve Chopin Festivali, bu on parmağında on marifet enstitünün en önemli aktiviteleri.

2013-08-31 15.54.56

Festivale de geleceğim ama önce bu fenomen kayıtlardan bahsetmeliyim. Chopin Enstitüsü’nün 2000’li yıllardan bu yana yayınladığı bu mücevherler bestecinin tüm eserlerinin referans kayıtları arasına girmiş bulunuyor. Bunları öne çıkaran unsurlardan biri de, bestecinin döneminde çalınan piyanoların, kayıtların pek çoğunda kullanılması. Otantik Chopin ‘sound’unun yakalanması, enstitünün kayıt projesinin başındaki Stanislaw Leszczynski için büyük önem taşıyor. Bu güzel kayıtları http://en.chopin.nifc.pl/adresinde inceleyebilirsiniz.

2013-08-26 18.52.29Leszczynski aynı zamanda Chopin ve Onun Avrupası Festivali’nin sanat yönetmeni. Bu ilginç isim, sadece Chopin değil o dönemde yaşamış tüm Avrupalı bestecilerin eserlerine Festivalde yer verildiğini ifade ediyor. Tam bir şöleni andıran Festival bugüne dek hiçbir müzik festivalinde rastlamadığım kadar da sıradışı bir program anlayışına sahip. Bir konser düşünün. Önce modern çalgılı bir oda orkestrası çıkıyor ve bu yıl 100’üncü yıldönümünde anılan Polonyalı besteci Lutoslawski ve sekseninci yaşı kutlanan Polonyalı besteci Penderecki’nin çağdaş eserlerini çalıyor. Aradan sonra, dünyanın en önemli ‘otantik çalgı’ topluluklarından biri çıkıp klasik dönem eserleri seslendiriyor. Bu kurgunun mantığını sorduğumda Leszczynski, dinleyiciye kıyas yapma olanağı sağlamak amacını taşıdığını söylüyor. Tüm konser programları aşağı yukarı böyle. Festivale katılan sanatçılar dünyanın çalgılarında tartışmasız en iyileri. İzleyici sıkıntısı çekmeyen ama bilet geliri çok düşük olan Festival, Polonya Hükümeti’nden büyük destek görüyor.

Sıra Polonya müziğinin dünya çapındaki tanıtımına geldi mi Chopin Enstitüsü ile kol kola çalışan Adam Mickiewicz Enstitüsü 2014 yılında 600’üncü yılı kutlanacak olan Türkiye-Polonya ilişkilerinin kültürel anlamda görkemli geçmesi için bir süredir İKSV ile yoğun dirsek temasında bulunuyor. Ama Enstitü farklı sanat dallarında proje üretmek isteyen Türk sanatçı, topluluk ve kurumlardan kendilerine gelecek olan önerilere de açık. Enstitünün e-posta adresi: http://www.culture.pl/

Bu yazı Serhan Bali’nin Radikal gazetesindeki köşesinde 3 Eylül 2013 tarihinde yayımlanmıştır.