Antalya Piyano Festivali’nin 2000 yılında kurulduğu günden bu yana organizasyonunu yürüten Kadir Dursun’un bugün sosyal medya üzerinden yayımladığı mesajda Festival organizasyonundan çekildiğini açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Aslında görünen köyün kılavuz istemediği gün gibi ortadaydı. Festivalin belirsiz geleceği üzerine Radikal gazetesinde birkaç ay önce yayımlanan köşe yazımda, eski dostluklarına binaen, Antalya’nın yeni belediye başkanı Menderes Türel’e bu konuda sorumlulukları bulunduğunu ve Fazıl Say’a el uzatması gereken tarafın kendisi olduğunu hatırlatmıştım, naçizane. ”Sen inandın mı peki bu yazdıklarına, Menderes Türel’in içinde bulunduğumuz siyasi ortamda bu tavrı sergileyeceğini düşündün mü” diye soracak olursanız, Türkiye’nin geldiği kutuplaşma ortamının farkında ve Fazıl Say’ın kamuoyundaki tartışmalı kişiliğinden haberdar olduğumu ama bu nevzuhur arabuluculuk eylemimin sadece Festivalin devamından yana olan bir yazarın iyi niyetli eylemi olarak görülmesi gerektiğini söylerdim.
Gelin görün ki ülkemizeki reel siyaset ortamı iyi niyetini muhafaza etmeye çalışan bir müzik yazarının safiyane düşüncelerini maalesef değersiz kılabiliyor. Tüm yaşananlardan ve başına gelenlerden sonra Fazıl Say’ın Antalya Piyano Festivali gibi büyük bir organizasyonu önde gelen bir AKP’li belediyeyle kolkola yapmasının mümkün olmadığını anlamamız lazım. Türel’in yeni seçilmiş bir belediye başkanı olarak Fazıl Say ile çalışmak riskini almak istememesi son derece doğaldır. Bu işbirliği ile ilgili partisinden hatta bizzat Başbakan’dan alacağı tepkileri düşünebiliyor musunuz? Menderes Türel neden böyle bir riske girsin?
Fazıl Say facebook profilinde yaptığı açıklamada Türel’in kendisiyle yan yana gelmemesi ve basın toplantısında masada konuşmacı olarak değil sadece dinleyici olarak bulunması şartıyla bu ortak çalışmanın devam edebileceğini yazıyor. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Şehrinin adyla anılan festivalin yapılması için ona büyük bir bütçe tahsis eden bir belediye başkanının festivalin basın toplantısında baş aktör değil de sıradan bir misafirmiş gibi dinleyici koltuğunda oturmayı kabul etmesi ne kadar inandırıcıdır? Bunu da geçelim. Geriye de bir şey kalmıyor zaten. Antalya Piyano Festivali’nin varlığının günümüz siyasi konjonktüründe bu ortaklık biçimiyle devam etmesi mümkün gözükmüyor. Ben yine de, Fazıl Say AKP tabanında ve bizzat partide bu kadar tartışmalı bir figür olmasaydı, Türel’in bir soğutma döneminden sonra Fazıl Say’a festival yaklaşırken dostluk elini uzatır, gel birlikte yapalım der, Fazıl da bu teklifi kabul ederdi diye düşünüyorum ama sonuçta dediğim gibi ne kadar eski dost olurlarsa olsunlar, ne kadar modern görünümlü, amatör piyanistliği de olan bir aydın profili çizse de Menderes Türel son tahlilde, Başbakan’ın iki dudağı arasından çıkacak söze bakan bir AKP’li politikacıdır ve kendisinden fazla bir şey beklenmemelidir.
Bugüne kadar ileri sürdüğüm bazı görüşlerde Türkiye’de müzik alanında yerel yönetimlerle ortak iş yapılmasının uzun vadede sakıncalar doğuracağı ve istikrar sorununun daima orta yerde duracağı olgusuna işaret ettim. Böyle bir ortamda Antalya Piyano Festivali’nin 14 yıl dayanması ve bu sürede büyüdükçe büyümesi bile kayda değer bir başarıdır. Bu büyümede, Fazıl Say ve Kadir Dursun’un rolleri kadar Menderes Türel’in belediye başkanı olarak verdiği koşulsuz desteğin payı da unutulmamalıdır ki Fazıl Say da mesajlarında Sezarın hakkını Sezara vermeyi ihmal etmiyor. Fazıl Say Antalya deneyiminden sonra rotasını İzmir ve Eskişehir gibi hem zengin hem de CHP’li yerel yönetimlerin uzun süreli egemenliğindeki illere çevirmesi kaçınılmaz gözüküyor. Ama Menderes Türel travmasının şokunu uzun süre üzerinden atamayacak bir Fazıl Say’ın bundan sonraki belediye ortaklıklarından da uzun vadeli beklentileri olmayacaktır diye de düşünmüyor değilim.
Ya Gürer Aykal’a ne demeli? Yukarıda bahsi geçen Radikal gazetesindeki yazımda Menderes Türel’in ”bu festival bundan sonra Fazıl Say’lı da devam eder Fazıl Say’sız da” söylemini yanlış bulduğumu belirtmiş ve Antalya Piyano Festivali’nin Fazıl Say’ın kurduğu bir festival olmasından hareketle kurucu genel sanat yönetmenini kendi festivalinden kovmanın etik bir davranış olmayacağının altını çizmiştim. Unutulmamalı ki Antalya Piyano Festivali bir İstanbul Müzik Festivali değildir. Kurucu sanatçının kişiliğiyle kaim olmuş, karakter kazanmış bir festivaldir Antalya’daki. ”Ünlü müzisyenlerin kurucu genel sanat yönetmeni oldukları müzik festivalleri” fenomeninin ülkemizde kurulmuş dünya çapındaki ilk örneğidir. Bütçesinin tamamına yakınını karşılıyor olsa da hiçbir kamu otoritesi kurucu genel sanat yönetmenini kendi festivalinden kovma hakkına sahip değildir. Eğer türlü sebeplerden dolayı devam edilmesi olanaksız hale gelmişse mevcut festival sona erdirilip farklı bir ortaklıkla yeni bir festival başlatılır. Aksi etik dışı bir davranış olur ve haklı olarak ayıplanır.
Gürer Aykal Türkiye’de en fazla saygı duyulan müzik adamlarından biridir. Türkiye’de orkestra şefi denildiğinde herhalde akla ilk gelen iki figürden biridir. Bugüne dek kurduğu orkestraların sayısı o kadar fazladır ki isimlerini kendisi bile unutmuş olabilir. Keza yetiştirdiği öğrenciler cabası… Aykal’ın güzide isminin bugün sosyal medyada Fazıl Say sonrası Antalya Piyano Festivali’ni Başkan Menderes Türel’le birlikte büyüteceği, onu daha iyi yerlere getireceği iddiasıyla sunulması talihsiz olmuştur. Böyle bir sunumun Gürer Aykal’ı da rahatsız etmiş olması muhtemeldir.
Ama… Sunumdaki bu tatsızlık, Gürer Aykal’ın böyle tartışmalı bir görevi neden kabul etmiş olabileceğini anlamamıza yetmiyor maalesef. Sahi böylesine etik dışı bir durum ortada iken, aralarında çok yakın bir hoca-öğrenci ilişkisi bulunduğunu bildiğimiz Fazıl Say’ın açıkça ”kovulduğu” bir festivalin başına geçmeyi neden ve nasıl düşünebilmiştir Gürer Aykal? Aykal’ın Antalya’ya olan tutkusu, şehrin orkestrasının kuruluşundaki katkıları iyi biliniyor. Bu yönüyle kendisini bu göreve yakıştırmış ve Fazıl Say sonrası sahipsiz kalan Antalya Piyano Festivali’ni yaşatabilmek uğruna bu görevi kabul etmiş olabileceği düşünebilir. Lakin kanımca Aykal nerdeyse oğlu gibi gördüğü kurucusunun resmen ”kovulduğu” bir festivalin başına geçmeyi kabul etmemeli, bu festivalin ruhen ve bedenen maalesef öldüğünü duyurup yerine yeni ve farklı bir oluşum meydana getirebilmeliydi. Türel’in mevcut festivali gömme fikrini kabul etmemesi durumunda ise bana müsaade diyebilmeli veya festivalin başına geçmeyi düşünmeyip sadece yeni orkestralar kurmak konusunda Türel’le birlikte çalışmayı kabul etmeliydi. Gürer Aykal gibi bir duayene de böylesi bir kararlılık, vefa ve etik duruş yakışırdı.
Bitirirken: Gürer Aykal’ın şu sıralar Los Angeles’ta olduğu bilgisi ulaştı. Tepkilerin yoğunlaştığı şu dönemde konu hakkında acilen bir basın açıklaması yapmasının doğru olacağını düşünüyorum.