﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>&#34;Classical&#34; Notes</title>
	<atom:link href="http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://serhanbali.andante.com.tr</link>
	<description>Impressions, news and reviews from the classical music world</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 Sep 2015 10:10:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.2</generator>
		<item>
		<title>Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi 10 Ekim&#8217;de perde açıyor!..</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=732</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=732#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Sep 2015 09:59:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=732</guid>
		<description><![CDATA[Açıyor açmasına ama AKM&#8217;nin yokluğunda teknik anlamda Avrupa yakasının tek opera salonu olma özelliğini taşıyan Leyla Gencer Sahnesi&#8217;nde opera-bale-dans temsilleri verilip verilmeyeceği konusu şimdilik meçhul. Fırsat bu fırsat, önemli bir konuyu gündeme getirelim: DOB Genel Müdürlüğü&#8217;nün bu niteliklere sahip bir salonu ne yapıp edip ivedilikle sahneleri arasına katması gerekir. Düşününüz ki, 15 milyonluk İstanbul&#8217;un devasa [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2015/09/1.Leyla-Gencer-Opera-Ve-Sanat-Merkezi-.docx.jpg"><img class="alignleft size-large wp-image-733" alt="1.Leyla Gencer Opera Ve Sanat Merkezi .docx" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2015/09/1.Leyla-Gencer-Opera-Ve-Sanat-Merkezi-.docx-1024x678.jpg" width="625" height="413" /></a>Açıyor açmasına ama AKM&#8217;nin yokluğunda teknik anlamda Avrupa yakasının tek opera salonu olma özelliğini taşıyan Leyla Gencer Sahnesi&#8217;nde opera-bale-dans temsilleri verilip verilmeyeceği konusu şimdilik meçhul. Fırsat bu fırsat, önemli bir konuyu gündeme getirelim: DOB Genel Müdürlüğü&#8217;nün bu niteliklere sahip bir salonu ne yapıp edip ivedilikle sahneleri arasına katması gerekir. Düşününüz ki, 15 milyonluk İstanbul&#8217;un devasa ölçekteki Avrupa yakasında opera-bale-dans temsilleri izlenecek bir mekan yok! AKM&#8217;ye ne olduğu, ne olacağı konularına hiç girmeden şunu açıklıkla söyleyebilirim ki DOBGM ve Bakırköy Belediyesi bu güzel sahneyi düzenli temsillere açmamakla İstanbul halkına karşı müthiş bir ayıbın içindedirler. Hatta büyük vebal altındadırlar! Fiiliyatta bu salon belediyenin mülkü olabilir ve kimse karışamaz bana diyebilir ama şu an İstanbul&#8217;da öyle büyük bir sorunla karşı karşıyayız ki bu soruna böyle bir salona sahip olan belediye kayıtsız kalamaz veya kayıtsız kalmasına izin verilmemelidir. Tabi yıllardır sahnesi olmayan, opera-bale-dans izlemek için Süreyya&#8217;ya da haklı sebeplerle gelemeyen Avrupa yakası sakinleri de eğer gerçekten böyle bir ihtiyacı hissediyorlar da harekete geçmiyorlarsa onlar da bu eksikliği hak ediyorlar demektir. Orkestrasını kapattığı bilgileri gelen ilçenin yeni belediye başkanının bu işlere pek sıcak bakmadığı anlaşılıyor ama böyle bir sahneyi atıl bırakmakla o da görevini kötüye kullanmış olacaktır. Her zaman olduğu gibi görev burada da istekli, bilinçli sanatseverlere düşüyor. Dediğim gibi, eğer gerçekten isterlerse bir araya gelip Bakırköy Belediyesi üzerinde bir baskı grubu oluşturabilirler. Konu hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum&#8230;</p>
<p><a href="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2015/09/2.Leyla-Gencer-Opera-Ve-Sanat-Merkezi-.docx.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-734" alt="2.Leyla Gencer Opera Ve Sanat Merkezi .docx" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2015/09/2.Leyla-Gencer-Opera-Ve-Sanat-Merkezi-.docx-300x198.jpg" width="300" height="198" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=732</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Usta orkestra şefi Lorin Maazel yaşama veda etti</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=721</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=721#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2014 22:24:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=721</guid>
		<description><![CDATA[Yaşayan en büyük orkestra şeflerinden biri sayılan Lorin Maazel yaşamını sürdürdüğü ABD’nin Virginia eyaletinin Castelton kasabasında 13 Temmuz Pazar günü 84 yaşında hayata gözlerini yumdu. Maazel’in zatürreden kaynaklanan komplikasyon sonucu vefat ettiği duyuruldu. Lorin Maazel orkestra şefliği mesleğinin tartışmalı figürlerinden biri olmasıyla ünlenmişti. Dünyanın önde gelen orkestralarını yaşamı boyunca pek çok kez tarihe geçen unutulmaz [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-large wp-image-722" alt="Lorin-Maazel" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/07/Lorin-Maazel-1024x535.jpg" width="640" height="334" /></p>
<p>Yaşayan en büyük orkestra şeflerinden biri sayılan Lorin Maazel yaşamını sürdürdüğü ABD’nin Virginia eyaletinin Castelton kasabasında 13 Temmuz Pazar günü 84 yaşında hayata gözlerini yumdu. Maazel’in zatürreden kaynaklanan komplikasyon sonucu vefat ettiği duyuruldu.</p>
<p>Lorin Maazel orkestra şefliği mesleğinin tartışmalı figürlerinden biri olmasıyla ünlenmişti. Dünyanın önde gelen orkestralarını yaşamı boyunca pek çok kez tarihe geçen unutulmaz icralarda yöneten Maazel yine pek çok kez, şaşırtıcı biçimde, didaktik ve ruh yönünden eksik icralar ortaya koyabiliyor olmasıyla da biliniyordu. Maazel uzun kariyeri boyunca, aralarında Viyana Devlet Operası, New York Filarmoni Orkestrası ve Cleveland Orkestrası gibi ünlü topluluklarla birlikte çalıştı.</p>
<p>Paris’in banliyösü Neuilly-sur-Seine’de 6 Mart 1930 tarihinde Amerikalı anne-babadan dünyaya gelen Lorin Varencove Maazel 5 yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte Los Angeles’a taşındı. Önce piyano ve daha sonra keman eğitimi alan Maazel’in orkestra şefliği alanındaki yeteneği ise henüz 9 yaşında keşfedildi. 1940 yılında Pittsburgh Senfoni’yi yöneten Maazel bir yıl sonra Arturo Toscanini tarafından, orkestra müzisyenlerinin itirazlarına rağmen, NBC Senfoni’yi yönetmek üzere davet edildi.</p>
<p>Şeflik alanındaki bu deneyimin ardından bir süre akademik çalışmalarda bulunan ve keman yorumculuğuna ağırlık veren Maazel 1950’li yılların ortasından itibaren şeflik kariyerinde meteorik yükselişe geçti. 30 yaşında Bayreuth Festivali’nde Wagner’in Lohengrin operasını yönettiğinde, bu kurumda şeflik yapan en genç ve ilk ABD’li şef unvanını elde ediyordu.</p>
<p>1960’lı yılların ortasından itibaren kayıt dünyasında da atak bir profil çizen Lorin Maazel, Deutsche Grammophon ve Decca başta olmak üzere tüm ünlü kayıt şirketleriyle standart senfonik ve opera repertuvarına ait eserlerin kayıtlarını gerçekleştirdi.</p>
<p>Lorin Maazel 1965-85 yılları arasında Berlin Deutsche Oper, Viyana Devlet Operası ve Cleveland Orkestrası gibi köklü kurumların genel müzik direktörlüğünü yaptıktan sonra 1985 yılından itibaren mesaisini dünyanın farklı köşelerinde bulunan orkestralar arasında bölüştürme yoluna gitti.</p>
<p>1991 yılında yine bir orkestrayla yoğun bağlantı kurma yoluna giden Maazel, Bavyera Radyo Senfoni Orkestrası’nı 2002 yılına kadar çalıştırdıktan sonra New York Filarmoni’nin başına geçti ve bu orkestrayı da 2009 yılına kadar yönetti. Maazel’in New York Filarmoni’yi Kuzey Kore’nin başkenti Pyöngyang’da verilen konserde yönetmesi, kariyerinin ilginç ama en fazla tartışılan sayfaları arasındaydı.</p>
<p>2009 yılında New York Filarmoni’nin başından ayrılmasının ardından Virginia eyaletinin Castleton kasabasında bulunan çiftliğinde bir klasik müzik festivali başlatan Maazel 80 yaşında olduğu 2010 yılında Münih Filarmoni’nin müzik direktörlüğü görevini kabul etmişti. Maazel aktif orkestra şefliği kariyerini yaşamının son yıllarına kadar yoğun biçimde sürdürüyordu. Alman aktris Dietlinde Turban Maazel ile 1986 yılından beri evli olan Lorin Maazel&#8217;in toplam üç evliliğinden altı çocuğu bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=721</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8221;Antalya Piyano Festivali krizi&#8221; üzerine bazı gözlem ve değerlendirmelerim</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=716</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=716#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jul 2014 21:47:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=716</guid>
		<description><![CDATA[Antalya Piyano Festivali&#8217;nin 2000 yılında kurulduğu günden bu yana organizasyonunu yürüten Kadir Dursun&#8217;un bugün sosyal medya üzerinden yayımladığı mesajda Festival organizasyonundan çekildiğini açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Aslında görünen köyün kılavuz istemediği gün gibi ortadaydı. Festivalin belirsiz geleceği üzerine Radikal gazetesinde birkaç ay önce yayımlanan köşe yazımda, eski dostluklarına binaen, Antalya&#8217;nın yeni belediye başkanı Menderes [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h4>Antalya Piyano Festivali&#8217;nin 2000 yılında kurulduğu günden bu yana organizasyonunu yürüten Kadir Dursun&#8217;un bugün sosyal medya üzerinden yayımladığı mesajda Festival organizasyonundan çekildiğini açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Aslında görünen köyün kılavuz istemediği gün gibi ortadaydı. Festivalin belirsiz geleceği üzerine Radikal gazetesinde birkaç ay önce yayımlanan köşe yazımda, eski dostluklarına binaen, Antalya&#8217;nın yeni belediye başkanı Menderes Türel&#8217;e bu konuda sorumlulukları bulunduğunu ve Fazıl Say&#8217;a el uzatması gereken tarafın kendisi olduğunu hatırlatmıştım, naçizane. &#8221;Sen inandın mı peki bu yazdıklarına, Menderes Türel&#8217;in içinde bulunduğumuz siyasi ortamda bu tavrı sergileyeceğini düşündün mü&#8221; diye soracak olursanız, Türkiye&#8217;nin geldiği kutuplaşma ortamının farkında ve Fazıl Say&#8217;ın kamuoyundaki tartışmalı kişiliğinden haberdar olduğumu ama bu nevzuhur arabuluculuk eylemimin sadece Festivalin devamından yana olan bir yazarın iyi niyetli eylemi olarak görülmesi gerektiğini söylerdim.</h4>
<h4>Gelin görün ki ülkemizeki reel siyaset ortamı iyi niyetini muhafaza etmeye çalışan bir müzik yazarının safiyane düşüncelerini maalesef değersiz kılabiliyor. Tüm yaşananlardan ve başına gelenlerden sonra Fazıl Say&#8217;ın Antalya Piyano Festivali gibi büyük bir organizasyonu önde gelen bir AKP&#8217;li belediyeyle kolkola yapmasının mümkün olmadığını anlamamız lazım. Türel&#8217;in yeni seçilmiş bir belediye başkanı olarak Fazıl Say ile çalışmak riskini almak istememesi son derece doğaldır. Bu işbirliği ile ilgili partisinden hatta bizzat Başbakan&#8217;dan alacağı tepkileri düşünebiliyor musunuz? Menderes Türel neden böyle bir riske girsin?</h4>
<h4>Fazıl Say facebook profilinde yaptığı açıklamada Türel&#8217;in kendisiyle yan yana gelmemesi ve basın toplantısında masada konuşmacı olarak değil sadece dinleyici olarak bulunması şartıyla bu ortak çalışmanın devam edebileceğini yazıyor. Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Şehrinin adyla anılan festivalin yapılması için ona büyük bir bütçe tahsis eden bir belediye başkanının festivalin basın toplantısında baş aktör değil de sıradan bir misafirmiş gibi dinleyici koltuğunda oturmayı kabul etmesi ne kadar inandırıcıdır? Bunu da geçelim. Geriye de bir şey kalmıyor zaten. Antalya Piyano Festivali&#8217;nin varlığının günümüz siyasi konjonktüründe bu ortaklık biçimiyle devam etmesi mümkün gözükmüyor. Ben yine de, Fazıl Say AKP tabanında ve bizzat partide bu kadar tartışmalı bir figür olmasaydı, Türel&#8217;in bir soğutma döneminden sonra Fazıl Say&#8217;a festival yaklaşırken dostluk elini uzatır, gel birlikte yapalım der, Fazıl da bu teklifi kabul ederdi diye düşünüyorum ama sonuçta dediğim gibi ne kadar eski dost olurlarsa olsunlar, ne kadar modern görünümlü, amatör piyanistliği de olan bir aydın profili çizse de Menderes Türel son tahlilde, Başbakan&#8217;ın iki dudağı arasından çıkacak söze bakan bir AKP&#8217;li politikacıdır ve kendisinden fazla bir şey beklenmemelidir.</h4>
<h4>Bugüne kadar ileri sürdüğüm bazı görüşlerde Türkiye&#8217;de müzik alanında yerel yönetimlerle ortak iş yapılmasının uzun vadede sakıncalar doğuracağı ve istikrar sorununun daima orta yerde duracağı olgusuna işaret ettim. Böyle bir ortamda Antalya Piyano Festivali&#8217;nin 14 yıl dayanması ve bu sürede büyüdükçe büyümesi bile kayda değer bir başarıdır. Bu büyümede, Fazıl Say ve Kadir Dursun&#8217;un rolleri kadar Menderes Türel&#8217;in belediye başkanı olarak verdiği koşulsuz desteğin payı da unutulmamalıdır ki Fazıl Say da mesajlarında Sezarın hakkını Sezara vermeyi ihmal etmiyor. Fazıl Say Antalya deneyiminden sonra rotasını İzmir ve Eskişehir gibi hem zengin hem de CHP&#8217;li yerel yönetimlerin uzun süreli egemenliğindeki illere çevirmesi kaçınılmaz gözüküyor. Ama Menderes Türel travmasının şokunu uzun süre üzerinden atamayacak bir Fazıl Say&#8217;ın bundan sonraki belediye ortaklıklarından da uzun vadeli beklentileri olmayacaktır diye de düşünmüyor değilim.</h4>
<h4>Ya Gürer Aykal&#8217;a ne demeli? Yukarıda bahsi geçen Radikal gazetesindeki yazımda Menderes Türel&#8217;in &#8221;bu festival bundan sonra Fazıl Say&#8217;lı da devam eder Fazıl Say&#8217;sız da&#8221; söylemini yanlış bulduğumu belirtmiş ve Antalya Piyano Festivali&#8217;nin Fazıl Say&#8217;ın kurduğu bir festival olmasından hareketle kurucu genel sanat yönetmenini kendi festivalinden kovmanın etik bir davranış olmayacağının altını çizmiştim. Unutulmamalı ki Antalya Piyano Festivali bir İstanbul Müzik Festivali değildir. Kurucu sanatçının kişiliğiyle kaim olmuş, karakter kazanmış bir festivaldir Antalya&#8217;daki. &#8221;Ünlü müzisyenlerin kurucu genel sanat yönetmeni oldukları müzik festivalleri&#8221; fenomeninin ülkemizde kurulmuş dünya çapındaki ilk örneğidir. Bütçesinin tamamına yakınını karşılıyor olsa da hiçbir kamu otoritesi kurucu genel sanat yönetmenini kendi festivalinden kovma hakkına sahip değildir. Eğer türlü sebeplerden dolayı devam edilmesi olanaksız hale gelmişse mevcut festival sona erdirilip farklı bir ortaklıkla yeni bir festival başlatılır. Aksi etik dışı bir davranış olur ve haklı olarak ayıplanır.</h4>
<h4>Gürer Aykal Türkiye&#8217;de en fazla saygı duyulan müzik adamlarından biridir. Türkiye&#8217;de orkestra şefi denildiğinde herhalde akla ilk gelen iki figürden biridir. Bugüne dek kurduğu orkestraların sayısı o kadar fazladır ki isimlerini kendisi bile unutmuş olabilir. Keza yetiştirdiği öğrenciler cabası&#8230; Aykal&#8217;ın güzide isminin bugün sosyal medyada Fazıl Say sonrası Antalya Piyano Festivali&#8217;ni Başkan Menderes Türel&#8217;le birlikte büyüteceği, onu daha iyi yerlere getireceği iddiasıyla sunulması talihsiz olmuştur. Böyle bir sunumun Gürer Aykal&#8217;ı da rahatsız etmiş olması muhtemeldir.</h4>
<h4>Ama&#8230; Sunumdaki bu tatsızlık, Gürer Aykal&#8217;ın böyle tartışmalı bir görevi neden kabul etmiş olabileceğini anlamamıza yetmiyor maalesef. Sahi böylesine etik dışı bir durum ortada iken, aralarında çok yakın bir hoca-öğrenci ilişkisi bulunduğunu bildiğimiz Fazıl Say&#8217;ın açıkça &#8221;kovulduğu&#8221; bir festivalin başına geçmeyi neden ve nasıl düşünebilmiştir Gürer Aykal? Aykal&#8217;ın Antalya&#8217;ya olan tutkusu, şehrin orkestrasının kuruluşundaki katkıları iyi biliniyor. Bu yönüyle kendisini bu göreve yakıştırmış ve Fazıl Say sonrası sahipsiz kalan Antalya Piyano Festivali&#8217;ni yaşatabilmek uğruna bu görevi kabul etmiş olabileceği düşünebilir. Lakin kanımca Aykal nerdeyse oğlu gibi gördüğü kurucusunun resmen &#8221;kovulduğu&#8221; bir festivalin başına geçmeyi kabul etmemeli, bu festivalin ruhen ve bedenen maalesef öldüğünü duyurup yerine yeni ve farklı bir oluşum meydana getirebilmeliydi. Türel&#8217;in mevcut festivali gömme fikrini kabul etmemesi durumunda ise bana müsaade diyebilmeli veya festivalin başına geçmeyi düşünmeyip sadece yeni orkestralar kurmak konusunda Türel&#8217;le birlikte çalışmayı kabul etmeliydi. Gürer Aykal gibi bir duayene de böylesi bir kararlılık, vefa ve etik duruş yakışırdı.</h4>
<h4>Bitirirken: Gürer Aykal&#8217;ın şu sıralar Los Angeles&#8217;ta olduğu bilgisi ulaştı. Tepkilerin yoğunlaştığı şu dönemde konu hakkında acilen bir basın açıklaması yapmasının doğru olacağını düşünüyorum.</h4>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=716</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İdil Biret&#8217;ten TÜSAK&#8217;çılara tarihi uyarı</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=711</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=711#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2014 09:42:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=711</guid>
		<description><![CDATA[Devlet sanatçısı piyanist İdil Biret, Sabancı Üniversitesi&#8217;nde Türkiye&#8217;de Müzik Reformu Hareketleri - Cumhuriyet Devrimleri ve Müzik konulu kapanış konferansını verdi. Biret konuşmasında TÜSAK yasa tasarısı hakkındaki görüş ve uyarılarını da kamuoyu ile ilk kez bu kadar açık biçimde paylaştı. Biret&#8217;in konuşmasından TÜSAK ile ilgili satırları alıntılıyorum: &#8221;Yakın zamanda Meclise sunulmak üzere hazırlanan Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) kanun [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Devlet sanatçısı piyanist İdil Biret, Sabancı Üniversitesi&#8217;nde Türkiye&#8217;de Müzik Reformu Hareketleri - Cumhuriyet Devrimleri ve Müzik konulu kapanış konferansını verdi. Biret konuşmasında TÜSAK yasa tasarısı hakkındaki görüş ve uyarılarını da kamuoyu ile ilk kez bu kadar açık biçimde paylaştı. Biret&#8217;in konuşmasından TÜSAK ile ilgili satırları alıntılıyorum:</strong></p>
<p>&#8221;Yakın zamanda Meclise sunulmak üzere hazırlanan Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) kanun tasarısına göz atınca da, çok kritik bir devreye girdiğimizi de anlıyoruz. Değerli bestecimiz Muammer Sun “bu kanun tasarısı meclisten geçtiğinde Türkiye&#8217;deki müzik ve sahne sanatları alanındaki devlet sanat kurumları kapatılacak, sanatçılar dağıtılacak, ülkemizin müzik ve sahne sanatları birikimi bu kanunla yok edilmiş olacaktır. Ülkemizdeki bu kurumların her biri çağdaş, ulusal, evrensel birikimi simgeler. Bu birikimin yok edilmesi, Türk toplumunun ulaştığı uygarlık düzeyinin yok edilmesi demektir.” diyor. Muammer Sun Bey’e katılıyorum. Bu söyledikleri gerçekleşirse Türkiye 90 yıl süren olağanüstü çaba ile geldiği bu ileri noktadan Tanzimat devri, hatta III. Selim dönemi öncesine dönebilecek, ülkemiz müzik festivallerine davet edilen yabancı orkestra, şef ve solistlerle yetinmek zorunda kalacak, giderek, müzisyen ithal eden körfez şeyhliklerine benzeyecektir.</p>
<p>TÜSAK için örnek alınan uygulamaların başında İngiliz modelinin geldiği yasa taslağının “Gerekçe” kısmında belirtilmekte. 18. asırda Beethoven’i daha onbeş yaşında iken devlet memuru yapan bugün de sadece Berlin&#8217;de 3 opera kurumunu birden devletçe finanse eden Alman modeli dururken, günümüzde özel orkestraları maddi imkansızlık içinde kıvranıp yaşam savaşı veren İngiltere neden Türkiye&#8217;ye model olur acaba? Bunu sormak isterim. Bu çerçevede, uzun yıllardır bazı büyük şehirlerimizdeki festivallere ve özel konser serilerine yurt dışından dünyaca meşhur orkestra ve solist sanatçıların getirilmesi için yüz milyonlarca lira vererek sponsor olan ticari kuruluşlarımızın bundan sonra bu paraların önemli bir kısmı ile Cumhuriyet’in müzik devriminin eserleri olan Devlet Senfoni Orkestraları, Operaları, Baleleri, ve Konservatuvarlarını desteklemelerinin doğru olacağına inandığımı da belirtmek isterim. Devlet Orkestra, Opera, Bale mensupları ve solist sanatçılara düşen görev ise sanatlarını icra edebilmelerinin Türkiyede Cumhuriyet devrimlerinin köşe taşlarından olan müzik reformları sayesinde mümkün olduğunu bilmeleri ve bu reformların muhafaza edilmesi ve ileri g.türülmesi gerektiğinin bilincinde olmalarıdır. Klasik müzik Türkiyede eğlence, geçim yolu veya ünlü sanatçıların büyük para kazanma aracı değildir. Eğer TÜSAK yasa tasarısı Mecliste kabul edilirse benim sekiz yaşımdan itibaren Fransa&#8217;da tahsil etmemi sağlayan Güzel Sanatlarda Fevkalâde İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi hakkındaki Kanunun yürürlükten kaldırılacağını da belirtmek isterim. İlk olarak 1948 yılında çıkarılan bu kanun olmasa idi ben de belki simdi burada, karşınızda olmayacaktım. Bu Kanun ile ilgili çalışmalarla iligili olarak başta dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İn.nü olmak üzere Milli Eğitim Bakanları Hasan Ali Yücel ve Şemseddin Sirer, Fuad Umay ve diğer Milletvekilleri ile Güzel Sanatlar Müdürü Cevad Memduh Altar’ı bu vesile ile saygıyla anmak isterim.</p>
<p>Geçenlerde söyleşi yapmak için New York’tan beni arayan Amerikanın en önemli gazetelerinden birinin muhabiri ilk olarak, “Türkiyede klasik müzik bir elit azınlık için yapılıyor, değilmi?” diye sordu. Bu konuda, yanlış bilgilendirilmişti ve muhtemelen Türkiyede klasik müziğin bir kaç büyük şehirdeki festivallerle sınırlı olduğunu zannediyordu. Bugün size anlattıklarımı kısaca ona da anlatarak Cumhuriyet Devrimlerinde klasik müziğin yerini ve önemini izah ettim. Konuyu şimdi daha iyi anladığını sanıyorum.</p>
<p>Hepinize yolunuz açık olsun der, tüm beklentilerinizin gerçekleşmesini dilerim.</p>
<p>İdil Biret (Sabancı Üniversitesi)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=711</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leipzig Bach Madalyası bu yıl ilk kez bir topluluğa verildi</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=705</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=705#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Apr 2014 09:06:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=705</guid>
		<description><![CDATA[Almanya&#8217;nın Leipzig şehrinin her yıl Bach icrası alanında uzmanlaşmış önemli bir sanatçıya verdiği Bach Madalyası bu yıl ilk kez bir topluluğa verildi. Günümüzün barok dönem müziği alanındaki en önemli topluluklarından biri olan Akademie für Alte Musik Berlin madalyanın bu yılki sahibi oldu. Topluluk ödülünü Bach Festivali kapsamında 20 Haziran&#8217;da Leipzig&#8217;de düzenlenecek bir törende alacak. Madalyayla [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya&#8217;nın Leipzig şehrinin her yıl Bach icrası alanında uzmanlaşmış önemli bir sanatçıya verdiği Bach Madalyası bu yıl ilk kez bir topluluğa verildi. Günümüzün barok dönem müziği alanındaki en önemli topluluklarından biri olan Akademie für Alte Musik Berlin madalyanın bu yılki sahibi oldu. Topluluk ödülünü Bach Festivali kapsamında 20 Haziran&#8217;da Leipzig&#8217;de düzenlenecek bir törende alacak.</p>
<p>Madalyayla ilgili Leipzig Bach Cemiyeti&#8217;nden yapılan basın açıklaması şöyle:</p>
<p><b>2014 Bach Medal awarded to the Akademie für Alte Musik Berlin</b> <b><br />
ACCOLADE GOES TO AN ENSEMBLE FOR THE FIRST TIME<br />
</b></p>
<p>Dear Sir and Madam, dear colleagues,</p>
<p>The Akademie für Alte Musik Berlin has been awarded the City of Leipzig Bach Medal for its services to eighteenth-century performance practice. Made in Meissen porcelain, the City of Leipzig Bach Medal has been awarded during the Leipzig Bach Festival every year since 2003. Previously honouring outstanding soloists and conductors, this is the first time that the medal has gone to an ensemble. The Bach Medal will be awarded by the Mayor of Leipzig, Burkhard Jung, and the director of the Bach Archive, Peter Wollny, in an official ceremony in the banqueting hall of Leipzig’s Old Town Hall (Altes Rathaus) at 3pm on Friday, June 20, 2014.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=705</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Borusan Kültür Sanat&#8217;tan gelecek sezon çıtlatmaları</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=703</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=703#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2014 21:58:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=703</guid>
		<description><![CDATA[*Borusan Kültür Sanat&#8217;ta &#8221;Borusan Müzik Akademisi&#8221; adı altında bir oluşuma gidilecek. Viyana Filarmoni Orkestrası müzisyenleri aralıklarla Türkiye&#8217;ye gelip BİFO&#8217;lu gençlerle çalışacaklar. Neden Viyana Filarmoni? Eski bir VFO müzisyeni olan Sascha Goetzel faktöründen dolayı elbette. *Gelecek sezon tıpkı Borusan Quartet&#8217;in düzenli konserleri gibi Fazıl Say&#8217;ın da Süreyya Operası&#8217;nda düzenli resitalleri olacak. Say ile Borusan&#8217;ın organizasyonu ve [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>*Borusan Kültür Sanat&#8217;ta &#8221;Borusan Müzik Akademisi&#8221; adı altında bir oluşuma gidilecek. Viyana Filarmoni Orkestrası müzisyenleri aralıklarla Türkiye&#8217;ye gelip BİFO&#8217;lu gençlerle çalışacaklar. Neden Viyana Filarmoni? Eski bir VFO müzisyeni olan Sascha Goetzel faktöründen dolayı elbette.</p>
<p>*Gelecek sezon tıpkı Borusan Quartet&#8217;in düzenli konserleri gibi Fazıl Say&#8217;ın da Süreyya Operası&#8217;nda düzenli resitalleri olacak. Say ile Borusan&#8217;ın organizasyonu ve Süreyya&#8217;nın ev sahipliğinde 4-5 resital programlanıyor.</p>
<p>*BİFO ile konser vermek için gelen dünyaca ünlü solistler burada birkaç gün daha misafir edilip genç Türk müzisyenleriyle ustalık sınıflarında bir araya getirilecek.</p>
<p>*İcra yönünden yoğunluğu azalan Borusan Müzik Evi binası bir opera prodüksiyonuyla şenlenecek. Gelecek sezon Mozart&#8217;ın Cosi fan tutte operasının Müzik Evi&#8217;nin farklı katlarında aynı anda sahnelenmesi gündemde. Rejisörün, İngiltere&#8217;de son dönemde başarılı işlere imza atan Aylin Bozok olması düşünülüyor.</p>
<p>*BİFO&#8217;nun BBC Proms&#8217;taki tarihi konserinin ardından bir sonraki durağının 2016 yılında Viyana&#8217;nın ünlü salonu Konzerthaus olması kesinleşti. Konserin tarihi şimdiden belli: 8 Şubat. Bu konser şu an üzerinde çalışılan BİFO&#8217;nun Avrupa turnesinin kesinleşmiş ilk ayağı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=703</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Julian Lloyd Weber&#8217;den hüzünlü veda</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=698</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=698#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2014 12:33:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=698</guid>
		<description><![CDATA[Alman bas-bariton Thomas Quasthoff&#8217;un ardından bir dünyaca ünlü klasik müzik yorumcusu daha sağlığını gerekçe göstererek sahnelere veda ettiğini açıkladı. Ünlü İngiliz viyolonselci Julian Lloyd Weber boyun bölgesinde oluşan fıtığın sağ kolunu güçsüzleştirmesi sonucunda aktif icracılık kariyerini bitirme kararı aldı. Yaptığı açıklamada, &#8221;Yıkıldım. Halbuki daha yapacak ne çok heyecan verici projem vardı&#8221; demiş. Üzücü gerçekten de&#8230;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Alman bas-bariton Thomas Quasthoff&#8217;un ardından bir dünyaca ünlü klasik müzik yorumcusu daha sağlığını gerekçe göstererek sahnelere veda ettiğini açıkladı. Ünlü İngiliz viyolonselci Julian Lloyd Weber boyun bölgesinde oluşan fıtığın sağ kolunu güçsüzleştirmesi sonucunda aktif icracılık kariyerini bitirme kararı aldı. Yaptığı açıklamada, &#8221;Yıkıldım. Halbuki daha yapacak ne çok heyecan verici projem vardı&#8221; demiş. Üzücü gerçekten de&#8230;</p>
<p><a href="http://iframewidth=420height=315src=//www.youtube.com/embed/NhTqkl_RjTsframeborder=0allowfullscreen/iframe"><iframe src="//www.youtube.com/embed/NhTqkl_RjTs" height="315" width="420" allowfullscreen="" frameborder="0"></iframe></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=698</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP&#8217;nin TÜSAK sempozyumunda yaptığım konuşma</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=691</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=691#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2014 20:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=691</guid>
		<description><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, TÜSAK hakkında şimdiye dek yaptığı az sayıdaki konuşmasının hepsinde ülkemizde ödenekli sanat kurumlarının işleyiş yapısından şikayet edip bu yapıyı ‘Sovyetik sistem’ olarak adlandırdı. Sayın Bakan devletin sanat kurumlarına sahip olması ve onları işletmesi bağlamında bu nitelendirmede bulunuyor ve ayrıca ‘memur sanatçı’ kavramına atıfta bulunuyor. Ama bu takdirde Almanya, Avusturya, [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-large wp-image-692" alt="20140427_111154" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/20140427_111154-1024x768.jpg" width="640" height="480" /></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, TÜSAK hakkında şimdiye dek yaptığı az sayıdaki konuşmasının hepsinde ülkemizde ödenekli sanat kurumlarının işleyiş yapısından şikayet edip bu yapıyı ‘Sovyetik sistem’ olarak adlandırdı. Sayın Bakan devletin sanat kurumlarına sahip olması ve onları işletmesi bağlamında bu nitelendirmede bulunuyor ve ayrıca ‘memur sanatçı’ kavramına atıfta bulunuyor. Ama bu takdirde Almanya, Avusturya, Fransa gibi, devletin ödenekli sanat kurumlarına sahip olduğu ve bütçeden her yıl onlara önemli kaynaklar aktardığı ülkelerdeki yapılanmayı da mı ‘Sovyetik sistem’ olarak nitelendireceğiz?</p>
<p>Sanırım buradaki sorun, ödenekli sanat kurumlarına ‘kamu iktisadi teşebbüsü’ gözüyle bakılmasından kaynaklanıyor. Böyle bakıldığında, ekonomik gerekçelerle yapılan yüzlerce özelleştirmeden bu kurumlar neden ayrı tutulsun, bunların ayrıcalığı mı var şeklinde bir bakış açısı geliştirildiği anlaşılıyor. Bir ülkenin ödenekli sanat kurumlarına sahip olmasının onu modern dünyada ayıplı veya anakronik bir statüye sokmadığının anlaşılması gerekiyor. Öyle sahne sanatları vardır ki, bunlara düzenli ödenek tahsis etmeden, güvenli bir gelecek vaat etmeden, sezon düzeneğinde çalıştırmadan icra edemezsiniz. Kar-zarar mantığıyla, şu kadar yatırmışız karşılığında bu kadar kazanmışız biçimindeki düz ekonomik mantıkla bu sanatları hiçbir ülkede yaşatamazsınız. Opera-bale-dans-koro-senfoni orkestrası böyle sanatlardır.</p>
<p><img class="alignleft size-large wp-image-693" alt="20140427_115139" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/20140427_115139-1024x768.jpg" width="640" height="480" /></p>
<p>Tabi devlete bağlı olsalar da tüm sahne sanatları kurumları ödeneklerini, ellerindeki tüm enstrümanları akıllıca kullanıp zarar etmemeye odaklanarak veya kimi özel durumlarda zararı en aza indirmeye çalışarak harcamalıdır. Ama Türkiye gibi, pek çok coğrafi bölgesinde hala yetersizliklerin yaşandığı, gelişmekte olan bir ülkede bu hedefi gerçekleştirmek mümkün olmayabilir. Türkiye’de devletin sanatı ve sanat kurumlarını doğrudan desteklemesinin taşıdığı hayatiyet kesinlikle sona ermiş değildir. Hele opera-bale-dans-koro-senfoni orkestrası gibi sanatların devletin dışındaki özel ve sivil girişimler tarafından üstlenilmesini beklemek mümkün değildir. Özel ve sivil girişimler sanatın bu alanlarında devletin yerini alacak seviyede değillerdir. Evet Türkiye’de liberalizmin gelişmesiyle birlikte özel teşebbüs ortamının güçlendiği ve bu teşebbüslerin özellikle son 20-25 yıl içinde sanat destekçiliği ve hamiliği alanında epeyi mesafe kat ettiği bir gerçektir. Ama bu gelişmiş özel sektörün dahi altından kalkamayacağı işler vardır ki onların başında opera-bale-dans-koro-senfoni orkestrası gelmektedir. Bu alandaki kimi başarılı örneklerin varlığını biliyor ve onlarla gururlanıyoruz ama ufkumuzu bu bağlamda yalnızca büyük şehirlerle sınırlı tutmamalı, geniş Türkiye coğrafyasını ve bu coğrafya üzerinde yaşayan milyonlarca Türk insanının da nitelikli sanat ürünlerine ulaşması hakkını göz önünde tutmalıyız.</p>
<p>Hükümetin bu konuda -yanlış biçimde- örnek aldığı İngiltere’de başarılı biçimde yönetilen sanat kurumlarının düzenli destekler, bağışlar ve bilet gelirleriyle hükümetten bağımsız yaşayabilecekleri bir ekonomik ortam mevcuttur ama gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye’de böyle bir ortam yoktur. Bu örnek alma şu açıdan da talihsizdir: İngiltere, sanatın kamu kaynaklarınca en az desteklendiği gelişmiş ülkelerin başında gelmektedir. Bu manada Almanya, Avusturya, Fransa gibi Türkiye’nin kuruluşundan itibaren örnek aldığı kıta Avrupası ülkeleriyle kıyaslanmasına imkan yoktur. Arts Council’in kurulmasının üzerinden yaklaşık 70 yıl geçmiş olmasına rağmen İngiltere’de hala sanat etkinliklerinin halkın vergileriyle karşılanmasının doğru olmadığını savunan, belli bir yüzdede tutulan devlet desteğini bile sanata çok gören liberal zihniyet güçlüdür. Bu tartışmanın hiç dinmediği İngiltere’de 2012 yılı sonunda medyada ciddi tartışmalar yaşanmıştır. O sırada BBC’nin Sanat Editörü Will Gompertz Arts Council’ın gereksiz bir kurum olduğunu ve kaldırılması gerektiğini savunmuştur. Gompertz savunmasında İngiltere’de nüfusun sadece yüzde sekizinin operaya, baleye, klasik müzik konserlerine gittiğini ve bu insanların çoğunun da büyük şehirlerin zengin muhitlerinde yaşadığını yazmıştır. Tartışmaya sonunda Arts Council Direktörü Peter Bazalgette de müdahil olmuş ve başında olduğu kurumun İngiliz sanat dünyası için gerekliliğini savunmak zorunda kalmıştır. İşte örnek alınan İngiltere ve hali pür melali budur.</p>
<p><img class="alignleft size-large wp-image-694" alt="20140427_122651" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/20140427_122651-1024x768.jpg" width="640" height="480" /></p>
<p>Günümüzde Türkiye gibi gelişmekte olan doğulu ülkelerin birbirleriyle giriştikleri global ölçekteki yarışta kültür ve sanat alanlarının başlıca enstrümanlarını kullandıklarını görüyoruz. Ekonomi, bilim, teknoloji, sağlık, eğitim alanlarındaki rekabetin yanına tüm görkemi ve saygınlığıyla kültür sanat alanında ortaya konulan hamleler yerleştiriliyor. Orta Asya Cumhuriyetleri ve körfez ülkeleri global düzlemde insanlığın ortak zenginliği olan bu sanatlarda yaptıkları altyapı yatırımlarıyla dikkati çekiyor ve seçkinlik kazanmaya çalışıyorlar. Türkiye ise asırlık sanat kurumlarını kapatma yoluna gidip sanat üretimini özelleştirme adı altında ticarileştirmeyi seçerek bu global yarışta ben yokum diyor, kültür ve sanat alanındaki üretimiyle seçkinleşmek yolunu terk ediyor.</p>
<p>Mevcut ödenekli sanat kurumları asla kapatılmayıp yapı ve işleyiş bakımından kapsamlı revizyona tabi tutulmalıdır. Kadrolar şişkinlikten kurtarılmalı, kaynakların verimli kullanılması sağlanmalıdır. Devlet, kendisine bağlı sanat kurumlarının özel sermaye tarafından çeşitli enstrümanlarla daha fazla desteklenmesi için gerekli olan yasal mevzuatı oluşturmalı ve özendirmede bulunmalıdır. Devletin kaynaklarının yeterli gelmediği noktada özel sermaye devreye mevzuat engelleriyle karşılaşmadan rahatça sokulabilmelidir. Özel sermayenin ödenekli sanat kurumlarını desteklemesi için daha fazla olanak yaratılmalıdır. Örneğin, opera-bale kurumlarımızın ve senfoni orkestralarımızın programladığı sezonların ve turnelerin destekçi özel firmaların isimleriyle anılmaları özendirici olacaktır. Bu politika ülkemizde şimdiye dek geçerli olan sanat destekçiliği türünün dönüşüme uğramasına yol açacaktır. Böylece özel teşebbüslerin gereksiz yükler altına girip isimlerini verdikleri orkestralar, festivaller kurup beslemelerinin önü alınacak, akıtılmakta olan ciddi manadaki kapital ödenekli sanat kurumlarının kasasına girecektir.</p>
<p>Ödenekli sanat kurumlarının mevcut yapısında reorganizasyona gidilmesi, kaynak israfının önünü alacak bir önlem olarak düşünülebilir. Avrupa’da pek çok şehirde karşımıza çıkan, bir şehirdeki senfoni orkestrasının aynı zamanda o şehrin opera-bale kurumunun da orkestrası olması anlayışı Türkiye’de de yerleştirilebilir. Ülkemizde şu anda 6 ilimizde opera-bale kurumu ve yine 6 ilimizde senfoni orkestrası ayrı varlıklar olarak yaşamını sürdürmektedir. Coğrafi açıdan birbirine yakın illerimizde de aynı türden bir uygulamaya gidilerek opera-bale kurumu ve senfoni orkestrası birleştirmelerine gidilebilir.</p>
<p>Ödenekli sanat kurumunun kadrolu üyesi olmuş bir sanatçının sonraki yıllarda performans ölçümüne tabi tutulmadan emekli olana kadar aynı kurumda çalışma hakkına sahip olması, yeteneği ve ortaya koyduğu başarı ne olursa olsun tüm sanatçıların eşit konumda değerlendirilmesi, günümüzün her açıdan rekabetçi ortamında geçerliliğini çoktan yitirmiştir.</p>
<p><img class="alignleft size-large wp-image-695" alt="10314749_10152179434139164_8369723866861407558_n" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/10314749_10152179434139164_8369723866861407558_n.jpg" width="600" height="450" /></p>
<p>Devlet kuracağı Özerk Sanat Konseyi eliyle, sivil inisiyatifler tarafından ülkemizin her köşesinde güç koşullarda ortaya çıkarılan nitelikli sanat etkinliklerine destek olmalıdır. Özel sektörün güçlü olmadığı, güçlü olduğu yerlerde ise kültür-sanat destekçiliği bilincine henüz ulaşamadığı uzak coğrafyalarda bu destek türü yaşamsal önemdedir. Türkiye’deki eğitimli sahne sanatçısı sayısı son 20 yıl içinde hiç olmadığı kadar yüksek bir seviyeye ulaşmış bulunuyor. Bu nüfusun ülkenin büyük şehirlerine göç etmelerine gerek kalmayacak biçimde, yaşadıkları coğrafyalarda sanat toplulukları kurup onları yaşatmalarını desteklemek, devletin elindeki birden fazla enstrümanla gerçekleştirebileceği önemli bir işlevidir. Özerk Sanat Konseyi Afyon’un Dinar ilçesinde yerel belediye ve üniversitenin işbirliğiyle her yıl yapılmaya çalışılan Marsyas Kültür Sanat Festivali, Afyon caz ve klasik müzik festivalleri veya Adıyaman Filarmoni Orkestrası gibi zorlu bir coğrafyada sanatı sevdirmeye çalışan sivil inisiyatifleri desteklemek için kullanılmalıdır. Konservatuvarlarımızdan her yıl binlere genç mezun olmaktadır. Bu gençlerin bir araya gelerek oluşturacakları sivil inisiyatifler ülkenin her köşesinde kuracakları orkestralar-korolar, yaşama geçirecekleri festivaller için Özerk Sanat Konseyi’nin desteğine ihtiyaç duyacaklardır.</p>
<p>Ödenekli sanat kurumlarımızın kapatılmasını 12 Eylül askeri darbesini yapanların siyasi partileri kapatmalarına benzetiyorum. Tıpkı o partilerin birkaç yıl sonra yeniden açıldığı gibi -eğer bu kapatma gerçekleşecek olursa- sanat kurumlarımız da günü geldiğinde işbaşına gelecek başka iktidarlar tarafından mutlaka yeniden açılacaktır diye umuyorum. Ama o geçen zaman içinde, maddi ve manevi kayıplarımızın neler olacağını sizlere anlatmaya gerek bile olmadığını düşünüyorum.</p>
<p>27 Nisan 2014, Pazar / Plaza Otel, İstanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=691</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası BBC Proms&#8217;da konser verecek</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=679</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=679#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2014 14:05:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=679</guid>
		<description><![CDATA[İşte o büyük gün gelip çattı ve Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası&#8217;nın Sascha Goetzel yönetiminde Londra&#8217;daki dünyaca ünlü BBC Proms Festivali&#8217;nde bir konser vereceği, bugün yapılan bir basın toplantısıyla dünya kamuoyuna açıklandı. BBC tarafından konulan yayın ambargosu nedeniyle detaylarını duyuramadığımız ama birkaç ay önce ipuçlarını verdiğimiz bu tarihi konserde Goetzel yönetimindeki orkestramız CD&#8217;ye de kaydettiği son [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/bbc-proms.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-680" alt="bbc-proms" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/bbc-proms.jpg" width="988" height="659" /></a></p>
<p>İşte o büyük gün gelip çattı ve Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası&#8217;nın Sascha Goetzel yönetiminde Londra&#8217;daki dünyaca ünlü BBC Proms Festivali&#8217;nde bir konser vereceği, bugün yapılan bir basın toplantısıyla dünya kamuoyuna açıklandı. BBC tarafından konulan yayın ambargosu nedeniyle detaylarını duyuramadığımız ama birkaç ay önce ipuçlarını verdiğimiz bu tarihi konserde Goetzel yönetimindeki orkestramız CD&#8217;ye de kaydettiği son derece renkli bir programla tarihinde ilk kez İngiliz izleyicilerin huzuruna çıkacak. Londra&#8217;nın  konser salonu Royal Albert Hall&#8217;da 29 Temmuz akşamı verilecek, &#8216;Oriental Promise&#8217; başlıklı bu 16. Proms konserinin en önemli özelliklerinden biri de büyük Rus besteci Sergey Prokofyev&#8217;in ünlü bir DJ olan torunu Gabriel Prokofyev&#8217;in yeni yazdığı keman konçertosunun dünya prömiyerinin de bu konserde yapılacak olması. Eseri, Yehudi Menuhin&#8217;in öğrencisi olmuş günümüzün seçkin kemancılarından Daniel Hope solist olarak seslendirecek. 1895 yılından beri düzenlenen BBC Proms Festivali günümüzün en görkemli klasik müzik etkinliklerinden biri olma sıfatıyla haklı bir üne sahip. BİFO&#8217;nun BBC Proms konseri sayesinde, yakın dönemde ilk kez bir Türk senfoni orkestrası, böylesi yüksek prestije sahip bir klasik müzik festivalinde davetli topluluk olarak sahneye çıkmış olacak.</p>
<p><strong>Konserin tam programı:</strong></p>
<h4><strong>Salı 29 Temmuz 2014</strong></h4>
<ul>
<li>
<h4>Prom 16: Oriental Promise</h4>
<h4>6.30pm–c8.55pm, Royal Albert Hall</h4>
<table cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<h4>Balakirev</h4>
</td>
<td>
<h4><strong>Islamey – oriental fantasy (orch. Lyapunov)</strong> (9 mins)</h4>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<h4>Holst</h4>
</td>
<td>
<h4><strong>Beni Mora, Op 29.1</strong> (15 mins)</h4>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<h4>Gabriel Prokofiev</h4>
</td>
<td>
<h4><strong>Violin Concerto</strong> (25 mins)</h4>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<h4>Mozart</h4>
</td>
<td>
<h4><strong>Die Entführung aus dem Serail, K384</strong> (6 mins)</h4>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<h4>Handel</h4>
</td>
<td>
<h4><strong>Solomon, HWV 67</strong> (4 mins)</h4>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<h4>Respighi</h4>
</td>
<td>
<h4><strong>Belkis, Queen of Sheba</strong> (25 mins)</h4>
</td>
</tr>
<tr>
<td></td>
<td>
<h4><strong>Daniel Hope</strong> violin</h4>
<h4><strong>Borusan Istanbul Philharmonic Orchestra</strong></h4>
<h4><strong>Sascha Goetzel</strong> conductor, Proms debut artist</h4>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</li>
</ul>
<p><a href="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/proms1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-684" alt="proms" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/proms1.jpg" width="942" height="627" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=679</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berlin Filarmoni&#8217;den yeni kayıt markası / New record label of Berlin Philharmonic</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=674</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=674#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2014 13:39:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://serhanbali.andante.com.tr/?p=674</guid>
		<description><![CDATA[Berlin Philharmonic Orchestra has just announced that the company joined the club of orchestras which distribute their own recordings by establishing the &#8216;Berliner Philharmoniker Recordings. The first recording is a Schumann cycle on CD and Blu-ray which will be released on 23 May 2014 with a vinyl edition to follow. Other releases this year include Bach’s St [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/BPHR_Logo_M_yellow_internet_RGB.png"><img class="alignleft size-full wp-image-687" alt="BPHR_Logo_M_yellow_internet_RGB" src="http://serhanbali.andante.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/BPHR_Logo_M_yellow_internet_RGB.png" width="1020" height="1020" /></a></p>
<p>Berlin Philharmonic Orchestra has just announced that the company joined the club of orchestras which distribute their own recordings by establishing the &#8216;Berliner Philharmoniker Recordings. The first recording is a Schumann cycle on CD and Blu-ray which will be released on 23 May 2014 with a vinyl edition to follow. Other releases this year include Bach’s <i>St John Passion</i>, conducted by Simon Rattle and staged by Peter Sellars, and a complete cycle of Franz Schubert’s symphonies with Nikolaus Harnoncourt. Releases on Berliner Philharmoniker Recordings will be available exclusively from the online shops of the Berliner Philharmoniker and from selected retailers.</p>
<p>You can read more details below:</p>
<p><b>The Berliner Philharmoniker present their new label</b></p>
<p><b>Berlin (24 Mai 2014) &#8211; </b>The Berliner Philharmoniker launch a new in-house label, Berliner Philharmoniker Recordings, to release selected future concert programmes, marking the first time the orchestra will be responsible for the technical and editorial presentation of its own recordings. The first recording on the new label is one of the Berliner Philharmoniker ’s most important musical projects in recent years: Robert Schumann’s complete symphonies conducted by chief conductor Sir Simon Rattle. In addition to a double CD, the lavishly designed edition also includes high-resolution video and audio on Blu-ray Disc.</p>
<p>Schumann’s four symphonies have always been part of the Berliner Philharmoniker’s core repertoire, and a 1953 Wilhelm Furtwängler recording, in particular, has long been held in the highest regard. The cycle of four symphonies presented now has accompanied the Berliner Philharmoniker through the whole of 2013 – in Berlin and on tour in Europe and Asia. The performances were called a “defining moment” by <i>Tagesspiegel</i>, while the <i>Frankfurter Allgemeine Zeitung </i>praised the orchestra’s “truly sensational quality.” A special feature of this recording is the performance of the early version of the Fourth Symphony from 1841, which appealed to Simon Rattle for its extra “lightness, grace and beauty,” compared to the established later version.</p>
<p>Simon Rattle about this first release on Berliner Philharmoniker Recordings: “The Schumann Symphonies have never been considered one of the sure-fire big sellers of all music, but for us Berliner Philharmoniker, this music is closer to our hearts than almost any other. So we think it is wonderful to launch our new label with Schumann. We believe that these recordings are something special, and that we have a very distinct point of view on these wonderful pieces. So we said, let’s share our interpretations with others. And hopefully this is really the start of a new wave of orchestraproduced recordings.”</p>
<p>The presentation of the product goes far beyond that of standard recordings. The linen-bound hardcover edition contains the Schumann cycle in the traditional audio format on two CDs, as well as on Blu-ray Disc which enables music lovers to listen to the recording in audiophile studio quality of 96 kHz/24-bit or as HD video. If you are looking for even higher resolution, there is an accompanying code which allows you to download a version online in up to 192 kHz/24-bit. An additional code grants seven days free access to the Berliner Philharmoniker’s video platform, the Digital Concert Hall. The bonus material comprises behind-the-scenes videos, including a conversation with Simon Rattle, and a comprehensive booklet with articles about the composer, his symphonies and the history of the Berliner Philharmoniker’s Schumann tradition.</p>
<p>Olaf Maninger, media board member and principal cellist of the Berliner Philharmoniker says: “Our orchestra has had a presence on the international recorded music market for over 100 years. The founding of Berliner Philharmoniker Recordings represents a new chapter in our media history. We now have the ability to control the selection of our repertoire, the product features and marketing. Here, we can realise a technical and editorial standard which meets the highest of demands. But above all, the new label allows us to build on the rewarding experience of our work with the Digital Concert Hall: direct contact with our friends around the world.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=674</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
