Aylık arşivler: Temmuz 2013

İngiliz modeli ışığında Yekta Kara’nın sözleri

Devlet Opera ve Balesi Başrejisörü Yekta Kara, kendisiyle kısa süre önce yaptığım ve Radikal söyleşisinde şu ilginç sözü sarf etmişti: ”Devlet desteği olmazsa opera biter, devletin yardımı olmazsa biz ikimiz bir araya gelsek opera sahneleyemeyiz.” Bu sözler zihnimde hala tazeliğini koruduğu sırada, İngiltere’deki opera kurumlarının sayısı, işleyiş modeli vs. üzerine yaptığım bir mini araştırma beni hafiften sarstı. Şimdilerde hepimizin konuştuğu şu meşhur ”İngiliz modeli”ne göre işleyen irili ufaklı İngiliz opera kurumlarının varlığından haberdardım elbette ama bu kadar çok sayıda olduklarını ve daha da ilginci, çoğunun İngiliz Sanat Konseyi Arts Council’den destek almadan bilet geliri, vakıf bağışı ve sponsorluklar yoluyla ayakta kalmaya çalıştığının farkında değildim.

”Bütün İngiliz opera-bale-dans kurumları Sanat Konseyi’nden destek alarak yaşar” diye bir hadise söz konusu değil. Çoğu aslında bu destekten yoksun, dediğim gibi. İngiliz Hükümeti sadece çok büyük ve iddialı opera-bale-dans kurumlarını parasal olarak destekleme yoluna gidiyor. Pek çok küçük boyuttaki sahne kurumu bu ülkede yamanabildikleri sermaye kuruluşlarına, vakıflara, bireysel sponsorluklara ve bilet gelirine sırtını dayamak mecburiyetinde kalıyor; zaten bunları da yapamayan, ”Kent Opera” örneğinde olduğu gibi zamanı gelince maalesef batıyor. Bazıları nerdeyse ”merdiven altı opera şirketi” diye de tanımlanabilecek bu operaların işleyişi o kadar ilginç ki, zaman bulduğumda üzerine mutlaka bir makale yazmaya karar verdim.

Belki garip gelecek ama bize de çok şey anlatan bir deneyim aslında İngiliz sahne sanatları kurumlarının işleyişi. TÜSAK yasasının hala üzerimizde demoklesin kılıcı gibi sallandığını düşünecek olursak, İngilizlerin, ülkenin dört yanına dağılmış, bulundukları bölgelere turneler de düzenleyen küçük opera kurumlarını yaşatabilmek için geliştirdikleri formüllere mutlaka aşina olmalıyız diye düşünüyorum. Eğer Hükümet ”özelleştirme” sevdasından vazgeçmez de opera-bale-dans kurumlarımız sahipsiz kalacak olursa, yurdun her yerinde halkın sahiplenmesine dayanan İngiliz tipi küçük sahne sanatları kurumlarının açılıp yaşam mücadelesine girişmesi fenomeniyle biz de karşılaşabiliriz. Evet umarım böyle bir gelişme yaşanmaz ve bu sanatlar Türkiye’de daha uzun yıllar, kesinlikle rasyonalite kazanmaları şartıyla elbette, devletin koruyucu kanatları altında çalışmaya ve üretmeye devam ederler ama kendimizi en kötüsüne hazırlamak ve B planımız üzerine de düşünmemiz icap eder.

Yekta Kara söyleşimizde sarf ettiği sözü İngiltere’de söyleseydi, herhalde suratına ”nasıl yani, ne demek istiyorsunuz? Biz bu ülkede 2-3 kişi bir araya gelip ahırda, çiftlik bahçesinde, otel lobisinde 3 kuruşa opera sahneliyoruz, turneye çıkıyoruz” diye bakarlardı. İngiltere elbette Türkiye değil; şartlarımız, sahip olunan zenginlik, gelenek, kültür seviyesi çok farklı ama Türkiye her ne kadar İngiltere değilse de Zimbabwe de değil. Ülkemizin kültür-sanata her geçen gün daha çok para yatıran özel sermayesini, vakıflarını, bireysel sponsorluklarını kısa vadede opera-bale-dans sanatlarının destekçiliğine daha yoğun biçimde çekmek gerekliliği kısa süre sonra karşımıza bir realite olarak çıkabilir.

Andante, Siemens Opera Yarışması’nın 15′inci yılını kutluyor

ASiemens Sanat Convert.inddndante’nin tiryakilik yaratan özel ek çalışmalarına Temmuz-Ağustos 2013 tarihli 82′inci sayımızla birlikte bir yenisi daha eklendi. Kazandırdığı değerler itibariyle yıllar içinde çok önemli bir şan yarışmasına dönüşen Siemens Opera Yarışması’nın 15′inci ySiemens Sanat Convert.inddılına özel olarak hazırladığımız bu özel çalışmada, son 15 yıl içinde ödül kazanıp bugün hem Türkiye’de hem de dünyanın farklı sahnelerinde seslerini duyurmakta olan pek çok gencimizin yarışmayla ilgili düşüncelerini okuyabilir, kariyerlerinde ulaştıkları son nokta hakkında bilgi alabilirsiniz. Yarışmayı başından itibaren büyük bir samimiyetle sahiplenen Siemens yetkililerinin düşünceleri de bu özel ekin ilgiyle okunmasını umduğumuz sayfaları arasında bulunuyor.

Neco Çelik Berlin’de Şostakoviç operası da sahneleyecek

1972 yılı Almanya doğumlu Türk sinema yönetmeni Neco Çelik’in Berlin Staatsoper’in 2013-14 sezonunda sahneleyeceği bir opera prodüksiyonu daha gözüme çarptı. Şostakoviç’in ”Moskova Cheryomushki” adlı eseri de Çelik’e emanet edilmiş. Şostakoviç’in son yıllarda hayli ilgi gören bu eseri 21, 23, 26 28 Şubat ve 1, 2, 7, 8 Mart günlerinde Berlin Staatsoper’in geçici mekanı Schiller Tiyatrosu’nda izlenebilecek. Bu, Cheryomushki’nin prömiyeri olmayacak ama; yapımın Berlin prömiyeri 2012 Mayısında yapılmış.

Türk yönetmen Neco Çelik, Krenek’in unutulmuş oda operasını Berlin’de sahneleyecek

neco celik

Almanya’da yaşayan ikinci ve üçüncü nesil Türklerin özellikle sinema alanında başarılı işler yaptıklarının çoktandır farkındayız. Fatih Akın bu alanda en iyi örnek. Ama bir de, Tatjana Gürbaca ve Immo Karaman gibi tiyatro ve opera alanlarında ilginç işlere imza atan Türkler de yok değil. 1972 doğumlu Neco Çelik de bu isimlerin arasına katıldı. İsmini daha önce hiçbir yerde duymadığım Çelik’e Berlin Staatsoper’in (Devlet Operası) 2013-14 sezonunu incelerken rastladım. Çelik, operaseverlerin özellikle Die Tote Stadt (Ölü Şehir) operasıyla aşina oldukları Alman besteci Ernst Krenek’in librettosu ve müziğini yazdığı Vertrauenssache adlı dokuz sahneden oluşan oda operasını Eylül ve Ekim aylarında Berlin’in bu meşhur operasında sahnelemeye hazırlanıyor.

Dünya prömiyeri 23 Mayıs 1962 tarihinde Saarbrücken’de yapılan eser belli ki o tarihten sonra unutulmuş. Berlin’in, bir piyano ve dört şancıya gereksinim duyan bu Krenek eserine dokundurduğu hayat öpücüğünde Neco Çelik’in rolü olup olmadığını bilemiyorum, operayı izleme imkanı bulursam kendisine elbette sorarım. Vertrauenssache, Berlin Staatsoper’in geçici mekanı olan Schiller Tiyatrosu’nda 21 Eylül’de prömiyer yaptıktan sonra aynı ayın 25, 28 ve 29 Eylül günlerinde de seslendirilip, Ekim ayının 5 ve 6′sındaki iki performansının ardından izleyiciye veda edecek. Opera hakkında burada yeterince İngilizce bilgi var. ”Almanya’nın Spike Lee”si denilen Neco Çelik’in biyografisine de buradan ulaşılabilir.

Nil ”Kocaman” yeteneğini Verbier’de sergiledi

2013-07-25 17.10.20

Ülkemizin parlak yetenekleri arasında önde gelen isimlerden biri olan genç viyolonselci Nil Kocamangil’i Verbier Festivali’nde yakaladım! Verbier’nin Cinema’sında farklı ülkelerden gelen diğer yetenekli arkadaşlarıyla birlikte bir akademi konseri verdi Nil. Başvurusu kabul edilen genç yıldızımız bu yıl tam burslu olarak Verbier Festivali’nin gençlik orkestrasına dahil oldu, Veriko Çumburidze ile birlikte. Dünyaca ünlü solistlerin ustalık sınıflarına katıldı 3 hafta boyunca; onlardan hem sazı hem de profesyonel klasik müzik dünyası üzerine eşi kolay kolay bulunmaz yönlendirmeler aldı.

Nil’in 25 Temmuz günü Cinema’da arkadaşlarıyla birlikte verdiği oda müziği konserini izledikten sonra peşini elbette hemen bırakmadım ve bina önünde fotoğrafını çektikten sonra yakındaki cafe’ye oturup kahve ve limonatalarımız eşliğinde Verbier macerasını dinledim.

Getiğimiz aylardan birinde arkadaşımız Güray Başol’un röportajıyla Andante’nin kapağına taşıdığımız Nil Kocamangil, olağanüstü yeteneğinin yanında bu sefer daha da yakından şahit olduğum mütevazılığı ve yapmacıksızlığıyla beni kendisine bir kez daha hayran bıraktı. Yolu hak ettiğince açık olsun…

Bregenz Festivali üzerine Radikal’deki ikinci yazım ve bir ”yeni dost”un aynı festival üzerine yazısı…

Bregenz Festivali’ni son iki yıldır yakından takip ediyorum. Geçen yıl, şiddetli fırtına ve yağmur yüzünden, açıkhavada temsil edilen Andrea Chenier’i Feyzi Erçin ile birlikte izleyemediğimiz (Ve o moral bozukluğuyla, operayı izlemek için apar-topar kapalı salona tıkıldığımız) festivale bu yıl ”Fest Travel müzik danışmanı” sıfatıyla yaklaşık 25 müzikseverden oluşan geniş bir kafileyi (Tur liderimiz Bengi Işıl Göktürk ile birlikte) götürüp, her yönden mükemmel bir 20 Temmuz akşamında, binlerce kişinin arasında Sihirli Flüt yapımını izledik.

bregenz

Bregenz üzerine bu yılki ilk Radikal yazım festivale daha gitmeden 16 Temmuz’da yayımlanmıştı. Yeni Bregenz yazım ise bugünkü Radikal’de yayımlandı. İlki, Bregenz’e gitmeden önce, ikincisi ise gittikten sonraki ”özet” izlenimlerimi içeriyor. Sadece Sihirli Flüt değil, Andre Çaykovski’nin Piyano Konçertosu’yla Viyana Senfoni Orkestrası’nın konserini de içeren daha detaylı bir festival değerlendirmesini ise Andante’nin sonraki sayılarına bıraktım.

Her müzik turumuzda yeni ve değerli dostluklar kazanıyorum. Bu turda da, kalıcı olacağını umduğumuz bu dostluklara bir yenisi daha eklendi. Tiyatro eleştirmeni Melih Anık da eşi Fügen Anık ile birlikte Bregenz turumuzun misafiriydi. Melih Bey, özellikle tiyatro severler tarafından çok ziyaret edilen blogunda geçenlerde Bregenz Festivali üzerine izlenimlerini yazmış. Bu güzel ve tafsilatlı yazıyı da festivalle ilgileneceklerin dikkatine sunmak istedim.

Münih National Theater binasının bu yıl 50′inci yaşı kutlanıyor

Bu, Münih’in operası National Theater’ın daha görkemlice çektiğim bir pozu. Şehrin Temmuz ayı boyunca ana sanat meşgalesi olan meşhur opera festivali dolayısıyla binanın heybetli sütunları rengarenk giydirilmiş. Bu, orijinal bina değil, tahmin edeceğiniz üzere eskisi savaşta yıkılmış; 1963′de dikilen şimdiki neoklasik binanın bu yıl 50′inci yılı kutlanıyor. Mevut bina, rakibi olan sahnelerin pek çoğunu solda sıfır bırakan olağanüstü geniş sahnesi ve kırmızı rengin hakim olduğu, iyi akustiğe sahip 2.100 kişilik şık oditoryumuyla dikkat çekiyor. Rahatlıkla ”Almanya’nın her yönüyle en beğendiğim opera sahnesi” diyebilirim National Theater için.

2013-07-27 20.51.30

17 Kasım 2013 tarihinde Kirill Petrenko yönetiminde verilecek bir konserle National Theater’ın mevcut binasına geçişinin 50′inci yılı kutlanacak. Solistler, İsveçli Wagner sopranosu Nina Stemme ve elbette ”Münih’in altın çocuğu” Jonas Kaufmann. Konser repertuvarı Mozart’ın yanı sıra Münih’in tarihinde önemli yer işgal etmiş iki Alman bestecinin vokal eserlerini içeriyor. Richard Strauss ve Richard Wagner.

Münih’te ”Herkes için Opera”

Münih’teki Max-Joseph Platz’da, Münih Opera Festivali kapsamında verilen ”Oper für alle” (Herkes için Opera) adlı geleneksel açıkhava konserinden bir görünüm… Karşıda orkestranın yerini aldığı dev tente ve fotoğrafın sağında National Theater’ın rengarenk giydirilmiş heybetli sütunları ve meydanda konseri baştan sona pür dikkat izlemekte olan çoğunluğu Münihli müzikseverler…Munih'te acikhava konseri 27.07.2013

Nota çevirici Alfred Brendel!

Verbier Festivali’nin 28 Temmuz 2013 tarihinde yapılan yirminci yıldönümü özel konserinde iki dev piyanist arasında ”ancak has müzisyenler arasında yaşanabilir” dedirten çok özel bir alışveriş: Alfred Brendel Emanuel Ax’a nota çeviriciliği yapıyor…