Jansons’un içine ruh üflediği Alman makinesi: Bavyera Radyo Senfoni Orkestrası

Lucerne Festival im Sommer 201316 Ağustos’ta başlayan Luzern Yaz Festivali yavaşça sona yaklaşıyor. Festivalde 7 Eylül Cumartesi akşamı saat 19.30′da şehrin dünyaca ünlü KKL adlı kültür ve kongre merkezinin ağzına kadar dolu büyük salonunda, Maris Jansonss yönetimindeki Bavyera Radyo Senfoni Orkestrası’nın konseri vardı. Konserde piyanist Mitsuko Uchida, Beethoven’in 4. Piyano Konçertosu’nu seslendirdi. İkinci yarısında orkestra ve şef, son yıllarda en iyi yorumladıkları eserlerin başında gelen Berlioz’un Fantastik Senfoni’sini icra ettiler.

Bu konserden yaklaşık iki hafta önce Varşova’da Beethoven’in 1. Piyano Konçertosu yorumunu dinlediğim Martha Argerich’in topyekun Beethoven algısı, parlak tuşesi, artikülasyon mükemmelliği, sergilediği tamperaman ile Uchida’nınkini kıyaslama olanağı buldum. Armutla elmanın nesini kıyaslıyorsun diye soracaksınız, biliyorum. Evet, aralarında dağlar kadar fark var. Ama söylemek istediğim şu ki, ben sanırım Argerich’in tarzından daha çok hoşlanıyorum. Bu bir tercih meselesi. Argerich ve Uchida’yı iyi tanıyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Sakın Uchida’nın vasat bir Beethoven yorumcusu görüşünde olduğum sonucu çıkarılmasın. Japon asıllı İngiliz piyanist Uchida (65) Beethoven 4′e her zamanki lirik, şairane hatta ”düşlemsel” diye tanımlayabileceğim yumuşacık yorumlarından birini getirdi cumartesi akşamı Luzern’de. Argerich’in tuşesi ne kadar maskülense, Uchida’nınki bir o kadar feminendi; adeta, dokunsanız kırılacak gibiydi. Piyanodan çıkardıkları volüme de yansıyordu çalım stilleri. Argerich orkestrayı daima bastıran nitelikte şıngır mıngır bir tını elde ederken, Uchida’nınki BRSO’nun ürettiği sonoriteyle daha bir kaynaşmış, öne çıkmaya hevesli olmayan bir karakter taşıyordu.

Lucerne Festival im Sommer 2013

Uchida ve BRSO’nun aynı programı çaldıkları BBC Proms konserini de izledim. Uchida o konserde elinin altındaki piyanodan parlak sesler üretmekte daha mahir gözüktü bana. KKL’nin billur akustiğinde mütemadiyen boğuk sesler çıkarttığı Steinway’den, Royal Albert Hall’un kör akustiğinde gayet pırıltılı ve net sesler üretebildi. Uchida’nın baştan sona temiz çalmadığının da altını çizmeliyim bu arada; hızlı pasajlarda hayli fazla sayıda pis nota kulağa geliyordu. BBC Proms konseri izlenirse orada da aynı defekt görülebilir.

Mariss Jansons (70) yönetimindeki Bavyera Radyo Senfoni’yi konser salonunda en son, 2011 yılındaki Leipzig Mahler Festivali’nde, Yannick Nezet Seguin yönetiminde Mahler’in 7. Senfoni’sinde dinlemiştim. Orkestranın kalitesini belli eden bir konserdi. Ama Luzern’de sergiledikleri performansın kalitesini anlatabilecek söz bulamıyorum. Beethoven’in piyano konçertosundaki eşlikleri olağanüstü rafinelikteydi. Tüm orkestra tek bir çalgıymışçasına, Jansons’un bagetine harfiyen uyan bir icra anlayışı sergiledi. Her bir yaylı grubunun entonasyonu parmak ısırtan cinstendi. Yaylıların konçertonun ikinci bölümündeki sinirlice eşliği, olamazcasına temiz ve tamperamanlı çalındı. Uchida’nın aralardaki sololarının yaylıları sükunete davet eden ve bunda başarılı olan tavır sergilemesiyle bence orada çok yerinde bir kontrast yakalanmış oldu.

Ama Bavyeralılar asıl ”tamperaman”ı Berlioz’un Fantastik Senfoni’sine saklamışlardı. BRSO’nun yorumunu dinledikten sonra Simon Rattle’ın Mariss Jansons’u büyük bir mütevazılıkla ”yaşayan en iyi orkestra şefi” olarak gördüğünü söylemesi ve yine Jansons’un BRSO’yu ”Rolls Royce” olarak değerlendirmesinin içinin doldurulmuş olduğun hissettim, hem de tıkabasa. Son yıllarda, istisnasız her üyesi tarafından bu kadar temiz çalınmış, heyecan ve ruh yüklü, disiplinli bir ”Fantastik” dinlediğimi hatırlamıyorum. Reveries’de afyon içmiş sanatçımızın beyninin içine nasıl sokulduğumuzu mu, Berlioz’un hayranı olduğu Gluck ve Mozart’ın berrak yazısını örnek aldığı balo bölümünün tül hafifliğinde oluşunu mu yoksa İngiliz kornosuyla salonun dışına yerleştirilmiş obuanın tatlı diyaloğunu mu, hangi birini anlatayım… Böyle virtüoz bir orkestranın Fantastik’in en sevilen son iki bölümüne elbette yeri göğü inleten bir yorum getirmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Konser salonunu ağzına kadar dolduranlar da benimle aynı fikirdeydi ki beğeni ve takdir duygularımızı orkestrayla şefini ayakta alkışlayarak gösterdik.

kkl

BRSO, Jansons’un idaresi altında tıkır tıkır çalışan bir Alman makinesine dönüşmüş. Ama içine ruh üflenmiş bir makine bu. Söylediğim saçma geliyorsa hemen bir BRSO konserine bilet almanızı önermekten başka yapacağım bir şey yok, tabii konserin Jansons yönetiminde olması kaydıyla. Luzern KKL’nin ana salonunda konser izlemeyi şölene dönüştüren ana etmen, salonun dillere destan akustiği. Dördüncü balkonda oturan birinin şekerinin ambalajından çıkan hışırtının parterde bulunan koltuğunuza berrak biçimde ulaştığı bir salondan bahsediyorum. Böyle bir salonda BRSO, Jansons, Uchida gibi hassas ve incelikli yorumcuları, Berlioz ve Beethoven’in nüans zengini eserlerinde dinlemenin keyfi bir başka.

Bir aksilik yaşanmadığı takdirde KKL Luzern’e yolumuz önümüzdeki Kasım ayında da düşecek. Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say; Kissin, Sokolov gibi dünya devlerinin bu yıl sahneye çıkacağı Luzern Piyano Festivali’nde bir solo piyano resitali verecek. Luzern, Say’ı yakından tanıyan şehirlerden biri; piyanistimiz burada daha önce prömiyerler yaptı. Konserine ilgi mutlaka büyük olacaktır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>