Bu satırları yazmak benim için çok zor. Sevip takdir ettiği ve henüz 39 yaşında kaybettiği bir dostunun ardından yazmak, kim için kolay olabilirdi ki zaten… Meriç’i ben 2005 yılında tanıdım; o yıl İş Sanat yönetimine girmiş, salonun direktörü Yeşim Gürer’in sağ kolu olmuştu. 1998-2005 yılları arasında protokol, halkla ilişkiler ve pazarlama bölümlerinde canla başa çalıştığı İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, Meriç’e kültür-sanat yönetimi alanında çok iyi bir deneyim kazandırmıştı. Zaten o da sonraları bu döneminden hep “İKSV okulu” diye bahsedecekti. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1995 yılında bitirip Boston Üniversitesi’ne Kitle İletişimi alanında yüksek lisans yapmaya giden Meriç, konser salonu yöneticiliği alanındaki ilk çıraklık dönemini de bu şehirde yaşamış ve Bank Boston Celebrity Series adlı konserler dizisinde 1996-1997 yılları arasında 5 aylık staj yapmıştı. Bu alanda bir başka sağlam deneyimi de İKSV’de çalıştığı sırada, Mart-Ekim 2004 döneminde yaşayan Meriç o yıl Berlin’de düzenlenen Şimdi/Now Festivali’nin koordinatörlüğünü üstlenmişti. Bu güzel birikimle kapısından içeri adım attığı İş Sanat’ta ideal bir çalışma ortamı bulan Meriç, Yeşim Gürer’in yanında pişmeye başladı. İki kadim dostun mesai arkadaşlığı sadece bir konser sezonu sürebildi zira Gürer İstanbul Müzik Festivali’nden gelen direktörlük teklifini kabul edip yerini 2006 Temmuz’unda Meriç’e bıraktı. Hiç beklemediği bir anda kucağında bulduğu bu prestijli görevi kabul etmesi çok da kolay olmamıştı Meriç’in. “Onu ikna etmek için bir hayli uğraşmam gerekmişti” diye hatırlıyor Gürer o günleri.
Doğrusu Yeşim Gürer iyi bir miras bırakmıştı Meriç’e. Ekibiyle birlikte Türkiye’nin en iddialı ve prestijli konser salonuna dönüştürdüğü İş Sanat’ı güvendiği bir dostuna emanet etmenin gönül rahatlığıyla ideallerinin peşinden gitmişti o da. Meriç aramızdan zamansız ayrıldığı bu ay itibariyle tam altıncı yılını doldurmuştu İş Sanat’taki görevinin başında. Bu süre içinde teslim aldığı bayrağı hiç düşürmeden hep ileriye taşıdı. Durup dinlenmeden çalıştı, doğru insanları yanına çekti, salonun saygınlığını hep olduğu yerde yani zirvede tutmayı başardı. Türkiye gibi, henüz tüm taşların yerine oturmadığı bir ülkede başarılması ne zor iştir bu…
Meriç’in çalışkanlığı, iş disiplini, mükemmeliyetçiliği dillere destandı. Boğaziçi Üniversitesi’nden onur derecesiyle mezun olduğu yetmiyormuş gibi, girdiği İtalyanca kursunu da birincilikle bitirecek kadar azimli ve hırslıydı. Ama Meriç’in yüzüne baktığınızda bambaşka bir insan görürdünüz. Kendisiyle son derece barışık, dış dünyaya karşı mesafeli ama aynı zamanda içten bir duruşu vardı ve de nezaketi tarifsizdi. Ben Meriç kadar nazik bir insana hayatım boyunca çok az rastlamışımdır. Söyleyeceği ne varsa karşısındakini kırmadan incitmeden söyleyebilen nadir insanlardan biriydi. Bir keresinde İş Sanat’ın programını basın toplantısından da önce kamuoyuna açıkladım diye bana haklı olarak sitem etmişti ama yönetime karşı onu çok zor durumda bırakmış olmama rağmen o her zamanki nezaketiyle kırgınlığını bana çok dikkatlice yansıtmayı bilmişti. Aldığı örnek aile terbiyesi de, Meriç’in yüksek insani değerlere sahip olmasında başlıca etkendi kuşkusuz. Biricik kızlarını hiçbir İş Sanat konserinde yalnız bırakmayan Sedef-Murat Soylu çifti de tanıdığım en asil insanlar arasındaydı. Yurtdışındaki müzik festivallerine kızlarını da alıp götüren ve Meriç’in konservatuvar eğitimi almamış olmasına rağmen çok sağlam bir müzik kültürü edinmesini sağlayan sanatsever bir anne babaydı Soylu Çifti.
![DSC00502 []](http://www.serhanbali.com/wp-content/uploads/2012/07/DSC00502-1-300x200.jpg)
Meriç ailenin tek çocuğuydu. Üzerine titrenen, başı ağrıdığında bile seferberlik ilan edilen, Işıl Kasapoğlu’nun harika benzetmesiyle, sevdiklerinin “pamuk prensesiydi” o… Evet, pamuk prenses şimdi derin bir uykuda. Konser akşamları İş Sanat fuayesine her girdiğimizde gözlerimiz yine önce onu arayacak, onun gülümseyen yüzü ve candan tavrıyla karşılanmayı bekleyeceğiz.
Koltuğumuza oturup müziği dinlemeye başladığımızda ise onun o zarif silueti bu kez sahneden bizlere ve müzisyenlere gülümseyecek. Konser bittiğinde de, orta sıralarda oturan beyaz saçlı bir beyefendi, her zaman yaptığı gibi ayağa kalkarak, sahnedekileri ve onlarla birlikte sahneden kendisine doğru gülümseyen kızını alkışlayacak… Teşekkürler Meriç Soylu, kısa yaşamında bizlere yaşattığın sonsuz güzellikler için…
Bu yazının kısa versiyonu Radikal gazetesinin 17 Temmuz 2012 tarihli nüshasında yayımlanmıştır.