![IMG_4821 []](http://www.serhanbali.com/wp-content/uploads/2012/07/IMG_4821--210x300.jpg)
Classical: Next’in birinci yılını kutladığı Gasteig çatısı altında bir başka anlamlı kutlama daha vardı bu yıl. Klasik müzik kayıtları alanında son yıllarda dünyanın en büyük firmasına dönüşen Naxos 25′inci kuruluş yıldönümünü ve aynı zamanda kurucusu Klaus Heymann’ın 75′inci doğumgününü Classical: Next kapsamında tüm dünyadan gelen dostları ve temsilcileriyle birlikte kutladı. Ben de Hong Kong’da yaşayan Heymman’ın Classical: Next sebebiyle Münih’e gelecek olmasını fırsat bilip kendisiyle nicedir yapmak istediğim söyleşiyi gerçekleştirmek üzere kolları sıvadım. Aylar öncesinden söyleşi talebimi ilettiğim Heymann isteğimi çok sıcak bir tavırla anında kabul etti. Naxos grubu olarak resmen üs kurdukları, Gasteig’in karşısındaki Holiday Inn Oteli’nin lobisinde konuğumu beklerken heyecanlıydım doğrusu çünkü birazdan, klasik müzik kaydı endüstrisinin son 25 yılını, bugününü ve geleceğini şekillendiren en önemli insanla sohbet edecektim.
Heymann, Naxos’u kurduğu günden bu yana, hakkında en çok konuşulan insanlardan biri. Seveni de sevmeyeni de tek noktada birleşiyor: Heymann, endüstrinin bugüne kadar gördüğü en zeki ve en vizyoner adam. Kimselerin ön göremediği veya herkesin görmekte geç kaldığı gelişmeleri önceden sezip planlarını ona göre yapan ve aldığı kararlarla şirketini zirveye taşıyan başarılı bir işadamı Heymann. Ve işte, ayağında eskimiş spor ayakkabıları, bembeyaz saçları ve ilerleyen yaşına rağmen çevik hareketleriyle karşımda… Heymann’la sohbetimize, İdil Biret’le başlamaktan daha doğal bir davranış olabilir miydi? Biret için sarf ettiği “Ah, grand lady” sözleriyle başlayan sohbetimiz, Naxos’un 25 yılda kaydettiği başarılar, Heymann’ın klasik müzik tutkusu ve endüstrinin geleceği üzerine öngörüleriyle şekillendi.
İdil Biret ve eşi Şefik Büyükyüksel sizin için ne anlam ifade ediyor?
İdil Biret’in Naxos’un kuruluşunda katkısı ve emeği büyüktür. Biret, Naxos’un ilk yıllarından itibaren firmamız için Chopin, Brahms, Rahmaninof gibi, piyano edebiyatının en önemli bestecilerinin eserlerini kaydetmiştir. O, firmamızın kurulduğu yıllarda bizim için kayıt yapan birkaç büyük sanatçıdan biriydi. Yıllar sonra eşi, Naxos’un geçen zaman içinde katalogunda yerini almış olan bir repertuvarı Biret’in bir kez daha kaydetmesi fikrini benimle paylaştığında kendisine kayıt değil ama uluslararası dağıtım konusunda yardımcı olmayı teklif ettim. Çünkü klasik müzik kaydı dağıtımında dünyada bir numarayız. Böylece, Biret’in yakın dönemde kendi markasıyla çıkardığı albümleri de dünya çapında temsil etmeye başladık. Sanırım işbirliğimizin aldığı bu şekilden onlar da son derece memnunlar.
İdil Biret’in kayıtlarında sizi etkileyen unsurlar nelerdir?
Biret’in Chopin kayıtları piyasaya çıktığında pek çok kişi bana bu dinlediklerinin Chopin olmadığını söylemişti çünkü Biret’in Chopin’leri, alışılanın aksine soğukkanlı, mesafeli yorumlardı. Ancak Biret’i ve yorumlarını daha fazla dinledikçe bu insanlar da fikirlerini değiştirdiler. İdil Biret Chopin’i farklı bir tarzda ele alıyordu ve bu, fazla romantik bir tarz değildi. Bu genel yaklaşımını onun Rahmaninof ve Brahms kayıtlarında da görmek mümkündür. Biret muazzam bir tekniğe sahip. Pek çok icrası, dinleyene, her nokta üzerinde dikkatlice düşünen bir sanatçı olduğunu gösteriyor. Ama kendisi gibi büyük birçok müzisyenle kıyaslandığında, onun icra tarzının duygulanımdan uzak, daha soğukkanlı olduğu da açık.
Evet, Biret’in özellikle Chopin kayıtları yüz binleri bulan satış rakamlarına ulaşmayı başardı. O yıllar Naxos’un ilk yıllarıydı ve Biret de çok nitelikli bir piyanist olarak bence çok doğal bir satış grafiği yakaladı. Rahmaninof ve Brahms kayıtları ise Chopin kayıtları kadar popüler olmadı. Öte yandan, Biret’in Boulez kaydının satışları şaşırtıcı biçimde otuz bini aştı. İnsanlar belki de, daha çok orkestra şefi olarak bildikleri Boulez’i Biret sayesinde besteci olarak da keşfediyorlardı.
Klaus Heymann ile yaptığım söyleşinin tamamını Andante’nin Temmuz-Ağustos 2012 tarihli 71. sayısında okuyabilirsiniz.