﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>&#34;Classical&#34; Notes &#187; Gezi Yazıları</title>
	<atom:link href="http://serhanbali.andante.com.tr/?cat=3&#038;feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://serhanbali.andante.com.tr</link>
	<description>Impressions, news and reviews from the classical music world</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 Sep 2015 10:10:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.2</generator>
		<item>
		<title>Fin şatosunda opera festivali</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=62</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=62#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jul 2012 19:49:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serhanbali.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Hani köşe yazarları bir konu hakkında daha önce yazmışlarsa o konu yeniden gündeme geldiğinde eski yazılarını arşivden çıkarıp yayınlarlar ya&#8230; İşte ben de şimdi yılların köşe yazarı olarak (!) 2009 yılı içinde Andante&#8217;de yayımladığım Savonlinna üzerine uzunca raporumun ilk satırlarını burada paylaşayım istiyorum.  &#160; Avrupa’nın en kuzeyinde, Türkiye’nin yarısından biraz daha küçük bir yüzölçümünde, İsveç’e [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hani köşe yazarları bir konu hakkında daha önce yazmışlarsa o konu yeniden gündeme geldiğinde eski yazılarını arşivden çıkarıp yayınlarlar ya&#8230; İşte ben de şimdi yılların köşe yazarı olarak (!) 2009 yılı içinde Andante&#8217;de yayımladığım Savonlinna üzerine uzunca raporumun ilk satırlarını burada paylaşayım istiyorum. </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Avrupa’nın en kuzeyinde, Türkiye’nin yarısından biraz daha küçük bir yüzölçümünde, İsveç’e batıdan, Rusya’ya doğudan, Norveç’e ise kuzeyden komşu, güneyindeki Estonya’ya taş atımı mesafede, binlerce göl ve uçsuz bucaksız ormanla iç içe yaşayan 5,3 Milyon sessiz ve çekingen insanın ülkesi Finlandiya’daydım temmuz ayının son haftası. Ülkenin güneydoğusundaki binlerce göle ve sonsuzluğa uzanıyor hissi veren yemyeşil örtülere ev sahipliği yapan göller bölgesindeki Savonlinna şehrinde her yıl dünyanın en prestijli opera festivallerinden biri düzenleniyor. Ben de bu yıl 3 Temmuz ve 1 Ağustos günleri arasında düzenlenen bu festivali 23 ve 29 Temmuz günleri arasında izlemek üzere geldim daha önce ziyaret etmediğim bu ülkeye.</strong></p>
<p>Savonlinna’ya Helsinki üzerinden, özel araba dışında uçak, tren veya otobüsle gidilebiliyor. Uçak diğerlerine kıyasla elbette daha pahalı olmakla birlikte bir saat tutan yolculuk süresiyle en pratik seçenek. Finncomm Havayolları’nın küçük uçaklarından biriyle Helsinki Vantaa Havaalanı’ndan kalktık ve kıvrılarak akan nehirlerin, kavuştukları göllerin ve onları çerçeve gibi saran yemyeşil örtülerin üzerinden geçerek Savonlinna’nın minicik havaalanına vardık. Havaalanı binasına girer girmez tanıdık bir ezgi çarptı kulağıma. Meğer bagajlarını bekleyen yolcular için bir mini resital hazırlanmış! Çok güzel sesli genç bir soprano, piyano eşliğinde Carmen’den “Habanera” söylüyordu. Arya biter bitmez salonda alkış koptu ve sanatçımız “Savonlinna Opera Festivali’ne hoşgeldiniz” dedi. “Ne güzel daha şimdiden operanın büyülü dünyasına giriverdik” diye düşündüğüm sırada Fin Havayolları’nın el çantamı Helsinki’de bıraktığını anlayıp gerçek dünyaya dönüverdim! (Neyse ki çantam iki gün sonra salimen elime ulaştı.)</p>
<p>Hem festivalin ana mekânı olan tarihi Olavinlinna Şatosu’na hem de şehrin, gölün kıyısında kurulmuş merkezine eşit uzaklıktaki küçük, şirin bir apartman dairesinde kalacaktım bir hafta boyunca. Ev sahibim her ayrıntıyı düşünmüştü. Tertemiz havlular, nevresimler, mutfak malzemeleri, ne ararsanız vardı…</p>
<p>Yabancı bir şehre varır varmaz bir saatliğine de olsa çıkıp keşif turu atmaya bayılırım ama bu sefer ona vakit yoktu çünkü bir saat sonra Savonlinna’daki ilk operamı, “Madama Butterfly”ı izlemek üzere şatonun yolunu tutmalıydım.</p>
<p>Gittiğim günlerde, Finlandiya yılın en sıcak günlerini yaşıyordu. İskandinavya’nın “en sıcağı” en fazla 23-25 derece. Şehir merkezine iki dakika mesafedeyim ama küçük Avrupa şehirlerine özgü o dinginlik her yeri sarmış. Sessizliği tek bozan, bambaşka sokaklardan çıkıp hep aynı yöne doğru ilerleyen hanımlı, beyli orta yaşlı şık çiftler. Bir de kocaman tur otobüsleri geçiyordu yanımdan sürekli. Opera turizmi dedikleri bu olsa gerek. Yılın bu ayında dünyanın dört bir tarafından opera tutkunlarının favori uğrak yerlerinden biri haline geliyor çünkü Savonlinna. Bu küçük şehrin en büyük gelir kaynaklarından biri haline gelmiş Festival.</p>
<p><strong>Etkinliğin merkezi Olavinlinna Şatosu</strong></p>
<p>Sağlı sollu şık evlerin çevrelediği taşlı yolun sonuna vardığımda ortam da birden hareketlendi. Ve uzaktan Savonlinna’nın simge yapısı gözüktü bile! Festivale bir ay boyunca ev sahipliği yapan Olavinlinna Şatosu tüm haşmetiyle karşımda duruyordu işte. Festival tam 42 yıldır, görür görmez Vikingleri insanın aklına getiren bu tarihi şatoda düzenleniyor. Burası, 1475 yılında, Danimarkalı şövalye Erik Axelsson Tott tarafından, Saimaa gölü üzerinde bulunan, kıyıya çok yakın bir adacık üzerine inşa edilmiş. Doğudan gelecek saldırıları püskürtmek amacıyla yapılan şato, Kuzey Avrupa’nın bugüne dek en iyi korunabilmiş ortaçağ kalesi olarak biliniyor. Tepeleri külahlı, silindirik yapıdaki beş burç yüksek duvarlarla birbirine bağlanmış. Türlü savaşlara sahne olmuş, Finlandiya topraklarını yüzyıllarca elinde tutmuş iki komşu ülke, İsveç ve Rusya arasında devamlı el değiştirmiş Olavinlinna’dan pekâlâ güzel bir opera sahnesi yaratılabileceği fikri, ilk olarak, yurtseverliğiyle tanınan dönemin ünlü Finlandiyalı opera sanatçısı soprano Aino Ackte tarafından 1907 yılında ortaya atılmış.</p>
<p>1912’de ilk festivalin düzenlendiği Olavinlinna’nın soğuk taş duvarlarında beş yıl boyunca Fin operaları çınlamış. Rusya’dan bağımsızlığını yeni elde eden Finlandiya’daki ulusalcılık hareketinin müzikteki yansımalarından biri haline dönüşmüş Savonlinna bu dönemde. Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklarla birlikte rafa kalkan Festival ta 1967 yılına kadar bir daha canlandırılamamış. O yılın 16 Temmuz günü sahnelenen Beethoven’in “Fidelio” operası, günümüze dek kesintisiz sürecek Savonlinna Opera Festivali’nin başlangıç fitilini yakan temsil olarak kabul ediliyor. Bu ülkeden çıkan ünlü bas Martti Talvela’nın, sanat yönetmenliğini üstlendiği 1970’li yıllarda, Festivalin dünyadaki benzerleri arasında saygın bir konuma kavuşturulmasındaki payı çok büyük.</p>
<p>Şatonun giriş kapısına doğru ilerledim. Yukarıda, küçük bir ada üzerine inşa edilmiş dediğim Olavinlinna Şatosu’na, dar bir köprü üzerinden yürüyerek ayak basan misafirler, yapının içine girdiklerinde taş duvarların arasından geçip “fuaye”ye ulaşıyor. Şatonun iç avlusuna yerleştirilen 2,200 kişilik oditoryum, demir konstrüksiyondan imal edilmiş. Tepesi, akustiğe zarar vermeyen hatta onu iyileştirdiği söylenen bir biçimde kapatılmış. “Bu kapatma işlemi nasıl bir akustik ortam doğurmuş” şeklindeki sorumun cevabını ise birazdan alacağım.</p>
<p>Fuayenin her tarafı, ellerinde içki kadehleri ve minik pastalarıyla hummalı sohbetlere dalmış izleyicilerle doluydu… Ağırlık Finlilerde. Gelmeden önce daha uluslararası bir profil çizdiğini tahmin etmiştim ama hayır dünyanın alanında en çok ilgi gören etkinliklerinden biri olmakla birlikte Savonlinna bir Salzburg veya bir Lucerne kadar yabancı konuk çekebilen bir festival değil. Şatonun yürüme yollarına kümelenmiş izleyiciler arasında yaptığım mini turun sonunda kulağıma çalınan diller arasında Fince ezici bir üstünlüğe sahipti. Bu akşamki operanın “Madama Butterfly” olması sebebiyle sağda solda geleneksel kıyafetleriyle Japonlar da göze çarpıyordu.</p>
<p><em>Not: Bu yazının uzun versiyonunun Andante&#8217;nin hangi sayısında yayımlandığını ben de şu an hatırlayamadım <img src='http://serhanbali.andante.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=62</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bach için yeni bir şarkı söyle!</title>
		<link>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=8</link>
		<comments>http://serhanbali.andante.com.tr/?p=8#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jun 2012 18:02:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serhan Bali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serhanbali.com/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[Bu yılki Leipzig Bach Festivali&#8217;nin ana teması, &#8220;Singet dem Herrn ein neues Lied&#8221; yani &#8220;Tanrı için yeni bir şarkı söyle&#8221;. Bu, aslında J.S.Bach&#8217;ın tanınmış bir motetinin ismi. Şehrin dünyaca ünlü erkek çocuk korosu Thomaner bu yıl 800&#8242;üncü kuruluş yıldönümünü kutluyor. Leipzigli müzisyenlerin yaratıcıları için yüzyıllardır yazdıkları yeni müzikler Thomaner çocukları tarafından seslendiriliyor. Festival, Leipzig&#8217;in en [...]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.serhanbali.com/wp-content/uploads/2012/06/BF_2012_Impression_1041.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11" title="BF_2012_Impression_104" src="http://www.serhanbali.com/wp-content/uploads/2012/06/BF_2012_Impression_1041-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a>Bu yılki Leipzig Bach Festivali&#8217;nin ana teması, &#8220;Singet dem Herrn ein neues Lied&#8221; yani &#8220;Tanrı için yeni bir şarkı söyle&#8221;. Bu, aslında J.S.Bach&#8217;ın tanınmış bir motetinin ismi. Şehrin dünyaca ünlü erkek çocuk korosu Thomaner bu yıl 800&#8242;üncü kuruluş yıldönümünü kutluyor. Leipzigli müzisyenlerin yaratıcıları için yüzyıllardır yazdıkları yeni müzikler Thomaner çocukları tarafından seslendiriliyor. Festival, Leipzig&#8217;in en tanınmış müzik adamı olan J.S.Bach&#8217;ın adını taşıyor. 1723 yılında buradaki Aziz Thomas Kilisesi&#8217;nin kantorluğu görevine getirilen J.S.Bach, öldüğü 1750 yılına kadar bu görevini hiç ara vermeden 27 yıl boyunca sürdürmüş ve özellikle ilk 3 yılında Tanrısına hemen pazar ve bayram günü yeni kantatlar armağan etmiş. Baba Bach&#8217;ın buradaki temel görevleri arasında, Kilisede yapılan rutin ayinler ve özel dinsel günler için düzenli olarak törensel müzikler bestelemek ve onları kilisede çaldırmanın yanısıra, okulda eğitim gören ve &#8216;Thomaner&#8217; diye adlandırılan erkek çocuklardan oluşan koroya hocalık yapmak, başta geliyordu.</p>
<p>Bu yıl 7-17 Haziran günleri arasında düzenlenen Bach Festivali&#8217;nin son 4 gününe tanıklık etmek için Leipzig&#8217;deyim. Ben gazeteci sıfatıyla akredite olup etkinliği izlemeye geldim ama benim dışımda da Türkler yok değil burada. Son 3-4 yıldır, Fest Travel&#8217;in düzenlediği turlarla Türkiye&#8217;den de müzikseverler yılın bu ayında J.S.Bach&#8217;ın Leipzig&#8217;e armağan ettiği akıl almaz mirası yerinde görmek ve bestecinin yaşadığı mekânlarda konserler izlemek amacıyla bu şehre akın ediyorlar. Bu yıl Fest&#8217;in turuyla gelen 25 kişi dışında, tura yer bulamayıp münferit katılan Türklere de rastladım. Festival yöneticilerinin de artık dikkatini çeken bir ilgiydi bu. Sohbet etme fırsatı bulduğum, Bach Arşivi&#8217;nin Başkanlığını yapmakta olan ve yaşayan en büyük Bach otoritesi olarak kabul edilen Prof. Dr. Christoph Wolff ve Arşivin Genel Müdürü Dettloff Schwerdtfeger, Türk müzikseverlerin Festivallerine gösterdikleri yoğun ilgiden hayli memnun gözüküyorlardı.</p>
<p>Ama Türklerin ilgisi, ABD&#8217;li ve özellikle de Japon Bach tutkunlarının ilgisinin yanında haliyle mütevazı kalıyor. Japonların iyi bilinen Bach tutkusunun izlerine şehrin her yerinde rastlamak mümkün. Bach Arşivi&#8217;nin halkla ilişkiler bölümünde çalışan üç kişiden birinin, sadece bu ülkeyle ilişkileri yürüten bir Japon olduğunu söylersem, ilginin ulaştığı boyutu tahmin edebilirsiniz! Japonlar bu yıl Leipzig&#8217;de farklı bir gurur da yaşadılar. Günümüzün en önemli Bach yorumcularından biri olarak tanınan Japon orkestra şefi Masaaki Suzuki&#8217;ye bu yıl Leipzig&#8217;in Bach madalyası takdim edildi. Bu prestijli ödül, &#8216;şehrin altın anahtarı&#8217; hükmünde.</p>
<p>Yöneticilerini &#8216;Almanya&#8217;nın müzik şehri&#8217; olarak lanse ettiği Leipzig, Bach&#8217;tan Mendelssohn&#8217;a, Schumann&#8217;dan Wagner ve Mahler&#8217;e kadar pek çok önemli bestecinin derin izler bıraktığı bir şehir olmakla birlikte asıl ününü J.S.Bach&#8217;ın buradaki 27 yıllık mirasına borçlu. Şehir, tıpkı Salzburg-Mozart ilişkisinde olduğu gibi, ölümsüz sakinine her alanda sahip çıkıyor. Bu sahip çıkış, yine Salzburg örneğindeki gibi, ticari alanda da kaçınılmaz biçimde karşılığını buluyor elbette. J.S.Bach&#8217;ın tonton sureti, özenle hazırlanmış vitrinlere yerleştirilmiş, fularından kahveye varana değin sayısız ürünün üzerinde, ziyaretçilere huzurla tebessüm ediyor. Bu satırları yazdığım meydandaki Starbucks&#8217;ta bile şu anda J.S.Bach&#8217;ın müzikleri çalınıyor!</p>
<p>Leipzig Bach Festivali, gelecek yıl için hazırladığı iddialı programının duyurularına şimdiden başladı. 14-23 Haziran 2013 tarihleri arasında düzenlenecek olan Festivalde, J.S.Bach&#8217;ın bütün büyük oratoryoları, &#8216;Vita Christi&#8217; başlığı altında, John Eliot Gardiner ve Trevor Pinnock tarafından yönetilecek. Festivalin gelecek yıla özel bir başka sürprizi de, J.S.Bach&#8217;ın kantatlarının, Leipzig&#8217;in hayli zengin bir palet oluşturan barok müzik toplulukları tarafından Aziz Thomas Kilisesi&#8217;nde her sabah icra edilecek olması. 2013 Leipzig Bach Festivali&#8217;nin biletleri 15 Ekim 2012 tarihinde satışa çıkarılacak. Festivali izlemek isteyenlerin etkinlikle ilgili ayrıntılı bilgileri Fest Travel&#8217;den (<em>www.festtravel.com)</em> edinmeleri de mümkün. Ayrıca, THY&#8217;nin uçuş noktalarına bu yıl Leipzig&#8217;i de eklediğini belirtmeden geçmeyelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><a href="http://www.serhanbali.com/wp-content/uploads/2012/06/BF_2011_Impressionen_0011.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-13" title="BF_2011_Impressionen_001" src="http://www.serhanbali.com/wp-content/uploads/2012/06/BF_2011_Impressionen_0011-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a></p>
<p><strong>Hayvanat bahçesinden tren istasyonuna kadar her yerde Bach var!</strong><br />
Bu yılki Leipzig Bach Festivali&#8217;nin en hoşuma giden tarafı, asırlar öncesinin müzikleriyle çağdaş müzik arasında köprü görevi görme işlevine soyunmasıydı. &#8220;Tanrı için yeni bir şarkı söyle&#8221; teması, Hans Werner Henze, Sofia Gubaidulina ve Brett Dean gibi günümüzün tanınmış bestecilerine, Festival için verilen yeni eser siparişleriyle anlam kazanmıştı. J.S.Bach&#8217;ın günümüzdeki halefi olan, Aziz Thomas Kilisesi kantoru Georg Christoph Biller&#8217;in bu yılki Festival için yazdığı eser de bu &#8216;yeni şarkı&#8217;lardan biriydi. Leipzig Bach Festivali, bu küçük şehrin her noktasına damgasını vurmayı amaçlayan bir etkinlik. Festival, Bach&#8217;ın müziğini 10 günlüğünde de olsa şehir sakinlerinin ve özellikle çocukların gündelik yaşamına sokmak için her yolu deniyor. Leipzig Hayvanat Bahçesi ve şehrin devasa tren istasyonu, &#8216;Bach für uns&#8217; (Bu isim, öğrenciler arasında yapılan bir anketle belirlenmiş) adı altında çocuk ve gençlere açık etkinlikler düzenlenen mekânlardan ikisi. &#8216;Bach&#8217; ve &#8216;caz&#8217;, kimilerinin gözünde ayrılmaz ikilidir. İşte bu ikisini bir araya getiren özgün konserler ise, şehrin Augustus meydanında ve Moritzbastei adlı bir mahzende, &#8216;Bachmosphäre&#8217; gibi son derece ilginç bir başlıkla sunuluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><strong>Bach&#8217;ın zengin arşivi Bose Evi&#8217;nde</strong></p>
<p>Leipzig&#8217;in Bach&#8217;a cömertçe kucak açmasında, şehrin varlıklı tüccarlarının rolü büyük. Bach Müzesi ve Arşivi, yaşadığı sırada J.S.Bach&#8217;a destek olmasıyla bilinen zenginlerden biri olan Bose&#8217;ye ait 750 metrekarelik bir binada konumlandırılmış. Kapsamlı bir tadilat geçiren ev 2010 Mart&#8217;ında yeniden açıldı. Bach&#8217;ın yaşamı ve mirası, müzede daimi olarak sergilenen 12 tematik sergide toplanmış. Bose Evi&#8217;nin &#8216;hazine odası&#8217;nda ise bestecinin paha biçilmez el yazmaları sergileniyor. Hazırlanan özel sergileri 2012&#8242;den 2014&#8242;e kadar Bose Evi&#8217;nde takip etmek mümkün. <em>www.bachmuseumleipzig.de</em></p>
<p><em>Bu yazının kısa versiyonu Radikal gazetesinin 17 Haziran 2012 tarihli nüshasında yayımlanmış, geniş versiyonu ise Andante dergisinin Eylül 2012 sayısında yayımlanacaktır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://serhanbali.andante.com.tr/?feed=rss2&#038;p=8</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
